KÜÇÜK GEZGİN VİYANA’DA

Ne güzel şehirsin sen Viyana… Gördüğüm zaman ki yaşadığım hayranlığı yazarken bir daha yaşadım resmen… Güzel şehir velhasıl, kim ne diyebilir ki?
Biz Küçük Gezgin Çakıl ile birlikte 2011 yazında o buram buram sanat kokan şehrin kapısından içeri adım attık. İyi ki de gitmişiz. bir daha olsa bir daha gider; o kapıdan her seferinde büyük bir zevkle girerim.
Viyana’nın merkezi çok iştah açıcı bir yer. Tam alışveriş merkezinin ortasında Opera Binası, Aziz Stephan Katedrali, St. Peter Kilisesi, Graben Meydanındaki Veba Anıtı (Pestsaüle) ve daha pek çok muhteşem yapı bulunuyor. Restoranlar, kiliseler, mağazalar; hepsi bir caddenin üstünde. Fayton sesleri bir taraftan, klasik müzik sesleri öbür taraftan, ne tarafa dönsen tarih, ne tarafa dönsen sanat. Ne büyük lüks bunların arasında gezinti yapabilmek.Yeme de yanında yat:)) Öyle büyülü bir şehir Viyana.  Viyana’nın merkezi işte bu yüzden cıvıl cıvıl…İnsan dolu…Yaşam dolu…Turist dolu…
Viyana sokaklarında gezerken o muhteşem Opera binasında izleyebileceğiniz konser ve gösterilerin biletleri satılıyor. Biz Küçük Gezginimizle giremeyeceğimiz için bu şansı kaçırdık ama bence siz kaçırmayın. Sanatın oluk oluk duvarlardan aktığı bu şehirde; dünyanın en güzel opera binalarından birinde böyle bir şeye tanıklık etmek unutulacak şey değil tabii… Offf…. bu zevkten mahrum kaldık. Neyse; Viyana’ya bir kez daha gitmek için bir bahanemiz olur bizimde diye avuttuk kendimizi; elden daha fazlası gelmediği anlarda yapacak en iyi şey kendini avutmaktır:)) Küçük Gezginimiz büyüsün, o büyülü şehre bir daha gider, operanın en alasını beraber izleriz:))
Viyana merkezini boydan boya şöyle bir dolandıktan, harika bir şinitzel molası verip üstüne de bir kahve içtikten sonra mutlakaHofsburg‘a gidin. Şehrin aslında tam da içinde olan ayrı bir dünya gibi burası. Hofsburg SarayıNeue BurgPrince Eugune Savoy’un heykeli, Michalerkirche kilisesi… Etrafınızdaki her bina ayrı bir dünya. Hofburg sarayının muhteşem bahçeleri Burtgarten veVolksgarten, o kadar büyük, o kadar göz alıcı, o kadar yaşam dolu yeşil alanlar ki; yüzlerce insan çimlerin üstüne yayılıp bu alanın tadını çıkarıyor. Piknik yapan sevgililer, profesyonel fotoğraf çekimi yapan fotoğrafçılar ve mankenler, frizbi oynayanlar, badminton oynayanlar… Küçük Gezgin burada o kadar çok eğlendi, o kadar çok insanla beden diliyle iletişim kurarak toplarını ve frizbilerini ellerinden alıp beraber oynadı ki; keyfine doyum olmadı ve tabii biz de yeşilliklere yayılıp gün batımını burada izledik. Şiddetle tavsiye ederim. Hatta hazırlıklı gidin; ufak atıştırmalıklarla daha da çok tadını çıkarın.
Bize Belvedere Sarayı‘nı yakından görmek nasip olmadı. Resmi bir tören vardı ve onun hazırlıkları için kapatılmıştı ama demir parmaklıkların arkasından kedinin ciğere baktığı gibi içeriye bakıp durduk. Tek avuntumuz harika bir gün batımını burada izlemek oldu. Artık bizim yerimize siz gidersiniz.
Viyana’da Küçük Gezgin’in bayıla bayıla vakit geçirdiği, yerlerde sürüklendiği, ortalıklarda koşuşturduğu, bir oraya bir buraya polen arayan arılar gibi gezindiği ve bizimde bayıldığımız yer Shönesbrunn Sarayı oldu. Saray çok büyük ve göz alıcı. Sarayı gezmek oldukça zaman alıyor ammmaaaa bahçesi o kadar büyüleyici ki; saray yanında sönük kalıyor desem abartmış olmam sanki. İnsan saatlerce oturup orada kitap okuyabilir, vakit geçirebilir. Alice Harikalar Diyarındaki gibi; birden bire hooop bambaşka bir dünyanın içinde buluyorsun sanki kendini. Biz tek kelimeyle bayıldık buraya. Paris’teki Versaille Sarayı’na benzetiyorlar burayı ama biz burayı daha çok beğendik onu söyleyeyim. Buranın asıl tadını çıkaran Çakıl oldu tabii. Saatlerce bıkmadan, usanmadan oynadı. Bize de onun bu keyifli anlarını izlemek düştü:)) Ne de olsa Küçük Gezgin mutlu biz mutluyduk:))
Demiştim ya Viyana’da sokak aralarında harika yapılar bulmak mümkün. İşte Hundertwasser House‘da bunlardan biri. Çok ünlü olan bu rengarenk, ilginç bina aslında hiç de tahmin edemeyeceğimiz, sıradan bir sokağın tam da ortasında. Hayal gücü bu olsa gerek; hani bende hiç olmayan! Sanatçı ruhundan eser almamış bir insan olarak ağzım bir karış açık hayran hayran baktım durdum eve. Kırk yıl düşünsem apartmanı şu hale getirmek aklımın ucundan geçmez; yahu ben kendi evime alacağım iki kanepeyi bile seçemiyorum… Düşünün yani. Küçük Gezgin’in de bu yapı oldukça hoşuna gitti. Seramikleri incelemekten kendini alamadı. Acaba bana çekmedi ve azıcık da olsa sanatçı ruhu taşıyor mu diye düşünmedim; umut etmedim değil hani:)
Viyana’daki akşamlarımızdan birini tarihi vagon dönme dolabın da (Giant Ferris Wheel)  içinde bulunduğu lunaparkta geçirdik. Dönme dolap bazılarının restoran olarak bile kullanıldığı vagonlardan oluşuyor. 1800’lerden kalma bu yapı Viyana’nın simgesi haline gelmiş. Küçük Gezginimiz hem dönme dolaba binmekten hem de tüm akşamı lunaparkta geçirmekten o kadar mutlu oldu ki anlatamam. Benim roller coasterlarda attığım çığlıklar, su parklarındaki kahkahalarım onu da benim kadar eğlendirdi. Belki Çakıl olmasaydı bu fırsatı kaçıracak, buraya gelmeyecektik: ne de olsa bir Disneyland değil burası ama Çakıl sağ olsun; inanılmaz eğlendik.
Viyana’da Küçük Gezgin’in en çok keyif aldığı, en güzel yemeklerden birini yediğimiz, bir beklerken binle karşılaştığımız, her anında inanılmaz keyif aldığımız yer Arsenal-Viyana Askeri Müzesi oldu. Müze hakkında gitmeden önce araştırma yapmış; çok güzel bir müze olduğunu hatta arka bahçesinde bazı gösteriler sergilendiğini de okumuştum ama burası beklentimizin çok üstünde çıkan bir yer oldu. Müzenin girişindeki restoranda yediğimiz karışık ızgaraya bayıldığımızı da belirteyim de oraya kadar gitmişken; yemek yemek için mekan aramayın. Müze şehrin biraz dışında çünkü. Müze gerçekten her katında pek çok şey bulabileceğiniz zengin bir müze ona şüphe yok ama arka bahçeye açılan kapıdan geçtiğiniz an; “Aman Tanrım, ben neredeyim” diye ağzınız değil bir karış, on karış açık kalıyor. Avusturya tarihinin her döneminin canlandırıldığı canlı bir müze kurmuşlar bahçeye. Binlerce insan, çoluk, çocuk, yaşlı, kadın dönemlerinin kıyafetleriyle canlandırmalar yapıyor, bir taraftan askeri geçitler olurken; bir taraftan çalgıcılar gösteri yapıyor. Bir taraftan 1800’lerin kıyafetleriyle insanlar yanınızdan geçerken, öbür tarafta bir adam ok atıyor. Sağa dönüyorsunuz çadırlarda insanlar yemek pişiriyor, sola dönüyorsunuz 1900’lardan kalma insanlar yanınızdan geçiyor. O kadar şaşırtıcı, o kadar güzel bir açık alan müzesi kurmuşlar ki; müze kapanana kadar şaşıra şaşıra bir hal olduk. Küçük Gezgin; patlayan silah seslerinden ilk başta ürkse de bir süre sonra ortama iyice alıştı ve orada geçirdiğimiz her saniyeyi büyük bir keyifle geçirdi. Viyana’ya yolunuz düşerse, buraya uğramadan şehri terk etmeyin derim. Böyle bir müzeyi görmek her zaman herkese nasip olmaz onu söyleyeyim. Bizim hafızalarımızda harika bir iz bıraktı:))
Biz Küçük Gezgin ile birlikte harika bir tatil yaptık Viyana’da. Gezme ruhu içinize birazcık da olsa kaçtıysa; mecbur gideceksiniz bu şehre; hiç şansınız yok:)) Ruhunuz eksik kalır, benden söylemesi…

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir