KÜÇÜK GEZGİN ALMANYA TURUNDA

Küçük Gezgin ile 2012 yılının son günlerinde yapmış olduğumuz Almanya turumuzda duraklarımız; Münih-Augsburg-Stuttgart-Heidelberg-Frankfurt-Nürnberg oldu. Almanya tabii oldukça büyük bir ülke hadi arabaya atlayalım da her yerini görelim diye bir şey pek de mümkün değil. Biz de ülkeyi parçalara ayırıp her seferinde bir kısmını geziyoruz. Yine bir Christmas-Yeni yıl zamanı yaptığımız bu seyahat aslında sevgilimle yaptığımız şiddetli bir tartışma sonunda pes etmeyerek gittiğimiz bir tatil oldu.
Her gün öksürük krizleriyle mücadele eden miniğimize henüz astım teşhisi konmamıştı; yok kronik larenjit, yok kronik farenjit, yok sinüzit, yok alerji derken doktorların elinde oyuncak olmuş; onun bedeni öksürmekten yorgun bizim psikolojimiz ise tamamen dağılmıştı. Her gün öksürük sesi duymaktan birbirimizin sesini duyamaz olmuştuk artık. Bu tatil süper gelecekti doğrusu…
Sabah yola çıkacaktık ve gece Çakıl aylardır boğuştuğumuz öksürük krizine girmişti ki; sevgilim tatili iptal etmeye kalktı. Hayııırr!!!Böyle bir şeyi kabul etmem mümkün değildi. Bu tatile gidilecekti! Çocuk dediğin hasta olarak büyürdü. Ben kendi küçüklüğümü hatırlıyorum; burnumdan sümük ocakta ıhlamur eksik olmazdı… aksıra tıksıra karlarda yuvarlana yuvarlana büyümüştüm. Şiddetli iki saatlik tartışmanın sonunda “biz gideriz sen el sallarsın; bence problem yok.”  diye böğürmemin etkisindendir ki, son kararı doktorun vermesine ikna oldu. Sabah ilk işimiz doktora gitmek oldu ve doktor benden de deli çıktı ve sevgilime “Siz gitmiyorsanız ben giderim” deyince garibim iki kadının deliliğine yenilip paşa paşa boynunu büktü ve direksiyonu havaalanına doğru kırdı. Üstündeki bu paniği neyse ki havaalanına vardığımız an üstünden hemen attı da harika bir tatil geçirdik!!!
Bizim Almanya’daki ilk durağımız Münih‘ti ve bu kışın ortasında harika zaman geçirdiğimiz Münih’i detaylı bir şekilde “Küçük Gezgin Münih’te” yazısında anlattım. Bir göz atın:)) Ama bir daha söyleyeyim; biz Münih’in hem yazını hem kışını yaşadık ve Küçük Gezgin ikisinden de çok keyif aldı. Münih pek çok şey yapılabilecek, pek çok yer gezilebilecek güzel bir şehir. Münih’e gitmişken yakınlardakiNeuschwenstien  Castle, Neubeurn Köyü, ve Avusturya sınırlarında olan ama Münih’e çok yakın olan doğasına aşık olacağınızTegernsee Gölü-Walberg Dağı‘na uğramadan dönmeyin derim. Gerçekten hepsi de günübirlik gidilebilecek ama insanı kendine hayran bırakan yerler. Münih’e kadar gitmişken oralara gitmezseniz yazık olur demedi demeyin.

Münih lokasyon olarak Orta Avrupa’da gidilebilecek Prag, Viyana, Budapeşte, Salzburg gibi yerlere oldukça yakın olduğu için de çok tercih edilebilir bir yer. Biz geçen sefer böyle bir rota çizerek gezdik bu müthiş yerleri. Bu sefer ki rotamız ise Almanya sınırlarındaydı.
Tabii Christmas zamanı gidince her şehir güzel onu baştan diyeyim. Hep aynı şeyi söylüyorum; Avrupa’da hangi şehre gitseniz büyülenirsiniz yılbaşında. Her yer ışıl ışıl, her yerde Christmas panayırları, eğlenceler… Bir çocuktan farkı kalmıyor insanın… İçinde bir neşe, bir mutluluk…
Münih’ten ilk durağımız olan Stuttgart’a yola çıkmışken tabelada gördüğümüz Augsberg‘e uğramadan geçmeyelim dedik. Bu küçücük şehirde park yeri bulmak için baya bir çaba sarf etmek gerekiyor onu söyleyeyim. Şehirde yarım saat park yeri için dolandık. Şehrin tam tepesinde bulunan Augsberg City Hall şehre özgü en önemli yapı gibi görünüyor. Şehir çok aman aman insanın içini açan bir şehir değil. Biz yerel pazarını gezdik, şehri şöyle bir dolandık.  Augsburg özellikle gideyim de tatil yapayım diyeceğiniz bir yer değil tabii ama yolunuzun üstündeyse uğramadan da geçmeyin.

Augsberg’den sonra rotamız Stuttgart oldu. Biz Stuttgart’a pazar günü gittik ki bir Avrupa şehrine pazar günü gitmek oraya dair pek çok şeyi görememek, yaşayamamak demek. Ne de olsa pazar günleri tüm kepenkler kapalı ve sokaklarda bir tek turistler var. Pazar günü için hep farklı planlar yapmışızdır o yüzden. Ama Stuttgart Christmas panayırı o gün son gündü ve görmeden dönmek istemedik. Pazar günü olmasına ve tüm dükkanlar kapalı olmasına rağmen biliyorduk ki sokaklar cıvıl cıvıl olacaktı:)) Öylede oldu. Omuz omuza gezdik desem yalan olmaz:) Stuttgart oldukça büyük ve güzel bir şehir. Araba meraklıları Mercedes ve Porsche müzesini görmek için bile gidebilir bu şehre. Biz de görmek isterdik ama pazar gününün azizliğine uğradık. Gerçi sevinmedim değil hani. Sonra sevgilimin psikolojisini toplarsan topla. Bir Porsche ‘la yaşayacağı aşkı bünyem kaldırmayabilirdi… Stuttgart aslında beklediğimizden daha yeşil bir şehirdi. Biz de tarım şehirleri bile bu kadar yeşil değilken bir sanayii kentinin bu kadar yeşil olması insanı kıskandırmıyor değil. Tabii sanayi kenti olmasından dolayı Stuttgart çok turistik bir yer değil. Bir Münih, bir Berlin değil orası kesin. Ama her şehrin ayrı bir güzelliği var. Müzeleri yeter öyle düşünmek lazım. Biz Küçük Gezgin’le Christmas Panayırı‘nda oldukça eğlendik. Özellikle atlayım uçağa gideyim Stuttgart’ta tatil yapayım diyorsanız siz bilirsiniz ama bizim gibi bir günlüğüne uğrayım derseniz bence yeter.

Stuttgart’tan sonraki durağımız  Heidelberg oldu. Aslında ne yalan söyleyeyim gitmeden önce adını bile hiç duymadığım bir şehirdi. Ama şehirde gezerken gördüğümüz görkemli binanın Almanya’nın en eski üniversitelerinden biri olduğunu duyunca öğrendim ki meğer akademik dünyada pek önemli olan bu şehri bilmeyen bir ben varmışım yahu… Neyse bu şehri görmeden ayrılmadık Almanya’dan. Bizim 3 gece kaldığımız bu şehrin hakkını vermek için en az iki gece kalmanızı tavsiye ederim.
Heidelberg aslında romantik denecek kadar güzel bir şehir. Özellikle Altstadt yani eski şehir bölümü Neckar nehrinin kıyısına kurulmuş, her tarafından tarih akan meydanıyla (Hauptstrasse), tarihi köprüsüyle (Brücke), tepedeki sarayıyla (Heidelberger Schloss) gerçekten insanı ortaçağdaymış hissine sürükleyen bir şehir.

Küçük Gezgin trafiğe kapalı olan caddesinde donut yiyerek gezinmekten çok hoşlandı. Ama şehre dair bizim en çok keyif aldığımız ve bu şehre gelip de görmeden gitmemeniz gereken yer; şehrin tepesinde kurulu saray. Ormanın içinden çıkarken aşağıdaki manzara ayrı bir büyüledi bizi; ormanın kendisi ayrı.  Ormanda yeşil ve kahverenginin her tonunu görerek, temiz havada yaptığımız yürüyüş bize iyi geldi. Yukarıya vardığımızda hem Küçük Gezgin’in hem de bizim çok etkilendiğimiz, aşağıdaki manzaraya bakmaya doyamadığımız, dönme zamanında ayaklarımızın geri geri gittiği, hafızalarımıza kazınan bir zaman dilimi geçirdik. İşte o yüzden derim ki; Heidelberg’e mutlaka uğrayın. Uğrayınca da tadını iyi çıkarın.

Heidelberg’den sonraki durağımız Frankfurt oldu. Frankfurt büyük bir şehir. Modern binaların arasında araba sürerken köşeden döndüğünde birden tarihin içine girdiğin; hem şehir hem tarih kokan bir yer. Bir tarafta gerçekten göz alıcı neredeyse tamamen camdan yapılmış gökdelenler yükselirken şehrin öbür yüzü insanı tarihe boğuyor.
Frankfurt’a dair aklımdan silinmeyen bir kaç görüntü var. Birincisi daha meydana girerken sesiyle büyülendiğimiz opera sanatçısının o soğukta saatlerce performans göstermesiydi. Biz dinlemeye doyamadık ayrı ama Çakıl dinlerken mest oldu. Adamın sesi hala kulaklarımda. İkincisi, Çakıl bebek arabasında uyurken girdiği öksürük krizlerinde yanımızdan geçen herkesin bize yargılayan gözlerle dik dik bakışıydı ki; en sonunda sinirden kahkaha krizine girdik. Bir diğer görüntüde Çakıl’ın Römerberg Meydanı’nda yağmurun altında “rain rain go away come back again another day” şarkısını söyleyerek dans etmesiydi:))
Römerberg Meydanı, meydana varana kadar normal bir şehir görüntüsüne sahip olan şehrin bir anda başka bir boyuta geçtiği bir yer. 2. Dünya savaşında tamamen yok olmuş yeri baştan sona aslına uygun tekrar inşa ettikleri bu meydan bir anda insanı gerçek dünyadan soyutlayıveriyor. Römer Belediye binası, Nikolai Kilisesi ve Adalet Çeşmesi meydanda görebilecekleriniz sadece bir kaç tanesi. İçinden nehir geçen bir şehirde nehir kıyısına gitmemek de olmaz tabii… Her şehirde nehir kenarı ayrı güzeldir, harika binalar vardır ama kışın soğuk iliğinize işler. Gittik soğuğu yedik. Pişman değilim bir daha olsa bir daha yaparım:))

Frankfurt’un alışveriş caddesi Zeil oldukça modern inşa edilmiş bir cadde. Caddeye giderken zaten tarihi pek çok mekan görmek mümkün. Ama caddesin tam ortasındaki My-Zeil alışveriş merkezi sanırım pek çok mimarın oldukça beğeneceği bir yapı olsa gerek. Camdan bir duvarla çevrili olan alışveriş merkezi Christmas için özel olarak ışıklandırılmış ve süslenmiş olduğu için ayrıca güzeldi. Christmas sonrası kapalı olan alışveriş merkezinin kapıları soğukta aval aval gezinen bizler için açılmıştı. Dükkanlar kapalı olsa da içeride yüzlerce insan yerlerde oturmuş sohbet ediyordu. Biz de gezmekten yorulmuş ayaklarımıza burada biraz ohh dedirttik:))

Biz Küçük Gezgin ile Frankfurt’ta harika vakit geçirdik. Gece, gündüz her haliyle sevdik burayı. Sıradan bir Tayland restoranında yediğimiz yemeğin tadı damağımızda düştük yollara ve Nürnberg’e gittik.
Nürnberg şehir merkezi surlarla çevrili bir kent… Biz arabayla iki kere yanından geçtik ne de olsa şehir merkezinin surların arkasında gizlenmiş olduğunu arabanın camından dışarı bakarken tahmin etmek çok da kolay değildi. Sora sora Bağdat bulunur diye sorduk ki meğer surların arkasında bir hazine gizleniyormuş. Tam da merkezde bir otelde kalınca surların içinde kalan her yeri adım adım gezdik.

Şehir merkezinde ortaçağdan kalma yapılar olsa da istediğin her markayı bulabileceğin bir de alışveriş caddesi var ki sorma; adamı yoldan çıkarır… Gerçi burada sevmediğim tek şey bıdır bıdır her yerden gelen Türkçe konuşma sesleriydi. İlginç ama ne zaman yurtdışına gitsek kendimi oranın atmosferinde hissetmemden beni çıkaran tek şey Türkçe konuşan birilerini duymak. Hayır bir kişi iki kişi olsa tamam ama alışveriş caddesinde alman görmedim desem yeridir. İşte tam da bu yüzdendir ki; o kadar güzel bir şehir olmasına rağmen, Küçük Gezgin’in yağmurda çamurda o kadar keyif aldığı bir yer olmasına rağmen duygusal bir bağ kurabildiğimi söyleyemeyeceğim. Fotoğraflara baktığımda daha çok sevdim:)

Nürnberg merkezde St. Martha Kilisesi, Belediye sarayı, Mauthalle görülebilecek yapılar arasında. Küçük Gezgin’in Nürnberg’e dair en sevdiği şeylerden biri de meydanda Christmas’tan dolayı deve ve eşeklerin olduğu çadırdı. Saatlerce önünden alamadık Çakıl’ı:))

Nürnberg ne kadar ben duygusal bağ kuramadım desem de; “yiğidi öldür hakkını yeme” demişler; oldukça güzel bir şehir. Gerçekten orta çağın esintisini olduğu gibi içine çekebileceğiniz derli toplu, insana keyif veren bir şehir. Gidip görmelisiniz.
Biz Küçük Gezgin’le soğuk, yağmur, çamur demeden gezdik de gezdik… Her gittiğimiz şehirden ayrı bir keyif aldık. Bu 9 günlük tatilimizin her anı hatıralarımızda saklı kaldı.
Almanya’da daha görülecek çooook yer var.
Bir dahaki Almanya maceramızda görüşmek üzere:))

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir