KÜÇÜK GEZGİN BERLİN’DE

Berlin’e gitmek aslında uzun zamandır istediğimiz bir şeydi. Berlin’e dair çok güzel şeyler duymuştuk. Özellikle gece hayatını anlataaa anlataaa bitiremiyorlardı ki bu kısım bizi pek bağlamıyordu zira Küçük Gezgin ile gecelere akmak için önümüzde bir on yıl daha vardı. Ama anlamıştık ki;  Almanya’nın başkenti Berlin’i görmeden Avrupa gezilerimiz eksik kalacaktı. Genelde tatillerimizi uzun zaman önce planlarken bu tatil planımız birden bire gelişti. Yılsonu yaklaşıyorken “Acaba” sorusunun aklımıza düşmesiyle Berlin’e ayak basmamız arasında sadece 2 hafta geçmişti;  booking.com ve trip adviser sağolsun hemen otelimizi ayarlayıp; 2013 yılının son günlerini ve 2014 yılının ilk günlerini Küçük Gezginimizle Berlin’de geçirdik.
Kış tatillerinde gittiğimiz şehrin çok daha fazla tadını çıkarabilmek için en şatavatlı zamanı olan Christmas ve Yeni yıl haftasında gitmeyi tercih ediyoruz. Christmas Market’lar ve yeni yıl kutlamaları, sokak gösterileri, ışıl ışıl süslenmiş caddeler, gittiğimiz şehirleri olduğundan çok daha güzel ve eğlenceli hale getiriyor. Şehrin insana verdiği enerji inanılmaz oluyor; o buz gibi havada insanları her saat dışarıda görmek mümkün. Ben bu enerjiye bayılıyorum. İzmir’deki ufacık bir ağacın ışıklandırması bile bana enerji veriyor sanki…Gavur adeti dedikleri bu süslemeler bence hem şehri hem insanları bir süreliğine de olsa güzelleştiriyor:)) Yeni yılın enerjisi bir doluyor içime taşa taşa bir hal oluyor benden… Az enerjim varmış gibi bir de üstüne bu eklenince yerimde duramıyorum desem yeridir. Küçük Gezgin de bana çekmiş yılın bu zamanlarında bir şey dürtüyor sanki güzel çocuğumu bir enerji patlaması bir gezme tozma isteği sorma… Durdur durdurabilirsen. Ehhh… Biz de bu enerjiyi iyi kullanıp bu zamanlarda bol bol gezip tozuyoruz işte:))
Berlin için tam bir hafta ayırdık. Gezecek pek çok yer olduğu için tek şehire bir hafta gibi uzun bir zaman ayırmak daha uygun olur diye düşündük. Genelde bir şehire en fazla 3-4 gün ayırırız ama Paris ve Berlin gibi özel ve büyük şehirler bir haftayı hakettiler bizden:)) Araba kiralamayıp, şehrin tadını doya doya çıkarmak istedik. Çok da güzel oldu; pek çok insanla sohbet etmek imkanını, kaybolmanın dayanılmaz zevkini de tatmış olduk:) Berlin’e vardığımızda 7 günlük, otobüs, metro ve trenlerde serbest geçiş sağlayan kart aldık. Bir hafta boyunca bir Allah’ın kulu kartını göster dememiş olsa da Avrupa ülkelerinin ceza sisteminin katılığını bildiğimiz için paşa paşa kişi başı 30 Euro verip aldık kartlarımızı. Ne de olsa, daha otobüse ilk bindiğin anda kontrole denk gelip kişi başı en az 40 Euro ceza yemek de vardı işin ucunda… Durur durur bu piyango bize vurur dedik:))
Berlin’de kış aylarının çok soğuk ve dondurucu bir ayaz ile geçtiğini internetten okuyunca oldukça hazırlıklı gittik. Küçük Gezginimize giydirdiğimiz kayak kıyafetleri onu o buz gibi havada sımsıcak tuttu… Israrla kayak kıyafetini  böyle yerlerde tavsiye ediyorum…Küçük gezginimiz 4 yaşında olmasına rağmen biraz iri bir çocuk olduğundan bebek arabasına sığdırmak da zorlansak da öğlen ve akşam uykuları için mecburen bebek arabası kullanmak zorunda kaldık. Yazık garibimin ayakları yerlerde sürünüyordu ama hemen bir bar ya da Kafenin dışarıdaki bol ıslak sandalyelerine park edip biz sıcak çikolata ya da şaraplarımızı içerken o da horul horul uyudu:) Bebek arabasının yağmurluğu hem buz gibi rüzgardan hem de yağmurlu geçen bir günde Küçük Gezginimizi yağmurdan korudu. Yanımıza aldığımız polar battaniye de onu uyuduğunda sımsıcacık tuttu. Bunları yazıyorum ki; soğuk, yağmur, kar kış demeden gezmenin hep bir yolu var vazgeçmeyin diye:)) Mataradaki sıcacık ıhlamurda olmazsa olmazınız olacak tabii… Anane usulüdür ama daha yerini tutan hiç bir ilaç bulamadım desem de yeridir hani…
Berlin’de gidilmesi, görülmesi gereken çok önemli yerler var. Bunların listesini çıkarıp teker teker gezdik.
– Alexanderplatz
– Red City Hall
– Televizyon Binası (Fernsehtrum)
– Eastside Gallery
– Checkpoint Charlie
– Gendarmenmarket
– Postdamer Platz
– Brandenburg Tor
– Berliner Dom
– Pergamon Museum
– Kaiser Wilhelm Gedachtniskirche
– Kurfürstendam Caddesi ve KADEWE alışveriş merkezi
– Berlin Hayvanat Bahçesi (Zoo)
Ama tabii Küçük Gezginimizle beraber gidince listemizi yaparken ona yaşından dolayı açıklayamayacağımız Yahudi Müzesi’ni görmeyi çok istememize rağmen listemize ekleyemedik. Müzeler adasındaki pek çok müzeden de sadece bir tanesini seçtik. O da kültürümüzle çok yakından ilgili olan Bergama Müzesi.
Berlin’in merkezi Alexanderplatz. Aslında meydan bence pekçok Avrupa kentinin meydanına göre sönük bir merkez ama biz gittiğimiz zaman Christmas Market’in kurulu olması, meydanı çok güzelleştirmişti. Meydanın hemen yanındaki televizyon kulesi ve hemen arkasında kurulmuş olan bir başka Christmas Market bizim tüm günü burada geçirmemizi sağladı.. Biz sıcak şaraplarımızı yudumlarken Küçük Gezginimiz buz pateni kaydı, lunaparkta dönmedolaba ve atlı karıncaya bindi, etrafta koşturarak günü doyasıya yaşadı. O böyle eğlendiği için de meydanda bir bakmışız gece olmuş farkında bile değiliz. Ama yazın göbeğinde bu meydanda yapacak ne bulabilirsiniz tartışılır. O mağazadan o mağazaya koşturmak dışında meydanda yapılacak çok bir şey göremedim. Dediğim gibi bizim harika vakit geçirmemizi sağlayan şey Christmas Marketlerdi…

PostdamerPlatz bizim Alexanderplatz’dan daha çok beğendiğimiz bir meydan oldu aslında. Christmas Market Alexanderplatz’dakine göre daha hareketliydi; ve Sony Center’daki gösteriler de inanılmaz etkileyiciydi. İnsan Brookleyn’de bir müzikal izliyor hissine kapılıyor oradaki gösterileri izleyince. Postdamer Platz’da kurulan buz kaydırağı gece gündüz, büyük küçük herkesi inanılmaz eğlendiren bir yer olmuş…Tabii biz de Küçük Gezginimizle birlikte bu eğlenceye karşı durmadık ve çığlık çığlığa karların üstünden simitlerle defalarca kaydık. Bu tarz etkinliklerin neden bizim oralarda yapılmadığını da bol bol sorguladık tabii… Neden bizim meydanlarımızda da kışın buz pateni alanları kurulmaz? Maliyetini bir haftada çıkaracağına emin olduğum bu aktiviteler insanları kışın soğuğunda o kadar çok eğlendiriyor ki; bizim meydanların neden bu şekilde değerlendirilmediğini bir türlü anlayamıyorum!
Postdamer Platz meydanında inanılmaz modern binalar var. bunlardan biri de Sony Center. Binanın aradan girdiğimizde bizi inanılmaz bir sahne, ışıklandırma ve gösteri bekliyordu. Postdamer Platz bizim gündüz ve gece birkaç kez geldiğimiz ve çok keyif aldığımız bir yer oldu. Muhteşem lego heykellerinden bahsetmiyorum bile:)

Berlin Hayvanat Bahçesi ve Akvaryum Berlin Zoo&Aquarium, Küçük Gezginimizi çok götürmek istediğimiz bir yerdi çünkü hayvan çeşitliliğinin çok fazla olduğunu duymuştuk. Gerçekten de hayvanat bahçesi Nuhun Gemisi’nden pek de farklı değildi. O kadar çok çeşit hayvan vardı ki içerde insan bakmaya, görmeye, fotoğraf çekmeye doyamıyor. Hayvanat Bahçesinin bulunduğu yerin güzelliği, yemyeşil olması, içinden bir nehir geçmesi, tertemiz ve hayvan barınaklarının inanılmaz güzellikte binalar olması bizi büyüledi. Hayvan barınaklarının geleneksel köy evleri gibi yapılmış olması çok akıllıca. Hayvanat bahçesine harika bir görüntü katmış:)) Küçük Gezginimiz hayvanat bahçesinden; ama en çok kangurular, penguenler, fok balıkları ve gorillerden çok büyük keyif aldı. Fok balıklarının yaz aylarında gösteri de yaptıkları havuzun İzmir’deki Türkiye’nin en güzel hayvanat bahçesi olan Doğal Yaşam Parkı’na çok da yakışacağını düşünüyorum:)) Şimdi bana hayvan hakları savunucuları hayvanat bahçeleri konusunda bıdı bıdı laf etmeye kalkmasınlar lütfen. Hayvanları çok severim,  kafesler arkasında görmekten de hiç mutlu değilim ama aslanı televizyondan izlemesinden ise canlı canlı görmesini tercih ederim. Ehh şu anda da Afrika’da bir safari hayal ise bize yapcak bir şey yok gideriz hayvanat bahçesine. Yaşam alanları konusunda ise söyleyecek çok şey var tabii… İzmir’deki doğal yaşam parkındaki geniş alanlarla kıyaslarsak burasının alanları hayvanlar için çok da yeterli değil. Özellikle vahşi hayvanlar ve gorillaların yaşam alanları içler acısı. Ama bu düşüncelerle beynimizi o sırada yemeyip Çakıl’ın oradan oraya koşarak yaşadığı heyecanına ortak olmayı tercih ettik.
Hayvanat bahçesinden bu kadar çok keyif almışken Akvaryumu bir o kadar hayal kırıklığına uğrattı bizi. Yine deniz canlılarından binlerce örnek varken; daha önce İspanya’da gördüğümüz; hatta Türkiye’de İstanbul, Ankara ve Antalya’da da bulunan akvaryumlar gibi kocaman; içinde yunusların, köpek balıklarının gezdiği bir akvaryum hayal ederken, gayet küçük bir akvaryumla karşılaştık. Sonuç; Küçük Gezginimiz Çakıl için çok keyif verici oldu; bizim için ise boşuna vakit kaybı!

Gendarmenmarket, bizim bugüne kadar gittiğimiz en farklı Christmas Marketlerden biriydi. Çünkü genelde Christmas Marketler ahşap, hepsi birbirine benzeyen yapılardan oluşurken, burası camekanlı, içeride restorantların da bulunduğu çok modern bir pazar. Gendarmenmarket Alman Katedrali (Deutscher Dom) ve Fransız Katedrali (Franzöischer Dom) ve Konser Salonu (Konzerthaus)un harika binaların bulunduğu meydana kurulmuş harika bir pazar. Dolayısıyla burası her mevsim gelinmesi gereken bir yer zaten. Konser Salonunun önüne kurulmuş sahnedeki konserler ve sergilenen şovlar gecenin buz gibi soğuğuna rağmen insanların saatlerce orda vakit geçirmesini sağlıyor. Küçük Gezginimiz Çakıl, Hem keman şovlarına hem de bir tiyatro grubunun komedi şovunu izlemek şansını yakaladı burada ve bu şovları izlerken kahkahalara boğulup inanılmaz zevk aldı. Konserler ve gösteriler o kadar başarılıydı ki; sıcak şarapın da yardımıyla buz gibi havada gece yarılarına kadar çok güzel vakit geçirdik.

Gendarmenmarkete çok yakında bulunan alışveriş caddesi her markayı bulabileceğiniz bir cadde. Lafayette ise bu caddedeki çok ünlü bir alışveriş merkezi. Lüks markaların satıldığı bu merkezin zemin katındaki şarap evi çok hoşbir yer. Ben bu tarz alışveriş merkezlerinden hiç keyif almayan biri olarak Küçük Gezgin’i tuvalete götürmek maksadıyla girip de; zemin kattaki bu restorantı görünce baya şaşırdım! Yemek yemeseniz de içerdeki binlerce çeşit şarapı görmek ve peynir kokusunu içinize çekmek, o ortamı görmek için bile gidilir diyorum, okadar!!!

Eastside Gallery şehrin dışında ama gidilmesi çok kolay bir yer. kesinlikle görülmeye değer!!! Şehrin Doğu yakasında olan bu özgürlük anıtına trenle giderken aslında şehrin değişimine, doğu ile batı yakasının arasındaki farkın yıllar geçse de izlerini taşıdığı görülüyor. Dünyanın en büyük açık hava müzesi olan bu yer,  aslında 90ların başında yıkılan Berlin Duvarı’nın bir parçası. Duvar harika sanatçıların ellerinde sanat eserine dönmüş ne var ki; duvarların üstündeki o muhteşem resimlerin üstünü karalayıp durmasalar çok daha güzel olabilirmiş. Bu kadar özel ve tarihe tanıklık eden sanat eserlerinin üstünü aşk sözcükleriyle doldurmaktansa; duvarın arka tarafını doldurmalarını tercih ederdim doğrusu. Küçük Gezginimiz Çakıl maalesef ki güneşli ama ayazı yakan öğle vaktinde mışıl mışıl arabasında uyuyarak bu güzelliği kaçırdı. Öyle de güzel uyuyordu ki; uyandırmaya kıyamadık.

Checkpoint Charlie (Charlie Kontrol Noktası) çok ilginç bir yer aslında. Modern şehrin ortasında geçmişten kalan bir yer. Burası Berlin Duvarının en ünlü geçiş noktasıymış. Duvarın tarihini anlatan müze var hemen yakınında. Hatta duvarın parçalarını, hediyelik eşya satan dükkanlardan almak da mümkün. Checkpoint Charlie vızır vızır akan trafiğin ortasında insanların pasaportlarına visa bastırdıkları, askerlerle fotoğraf çektirdikleri ufacık bir alan. Ama, buranın tarihte pek çok olaya tanıklık etmiş olması; bir insanlık ayıbı olan Berlin Duvarının an an hikayesi, insanı gerçekten çok etkiliyor. Küçük Gezginimiz pek bir şey anlamasa da; askerleri görünce bol bol fotoğraf çektirdi.

Brandenburg Tor (Brandenburg Kapısı) Berlin’in tüm metrolarında, trenlerinin camında bile resmini gördüğümüz en önemli simgesi. Burası yılbaşı gecesinde de inanılmaz kutlamaların yapıldığı bir yer aslında. Avrupa’nın heryerinden akın akın gençlerin yılbaşında koştur koştur buraya geldiğini gözlerimizle gördük; ama buna rağmen akşamın 7’sinde polislerin meydana girişleri kapatacak kadar meydanda yoğunluk olacağını tahmin edemedik. Yani kısacası oradaki tıklım tıklım kalabalığın içinde olamadık ve hemen meydanın arkasında kurulan inanılmaz büyük ve harika bir yeni yıl panayırında yeni yıla girdik. O kadar güzel bir yeni yıl panayırı yapmışlar ki; Küçük Gezginimizle Brandenburg Kapısı’ndaki ezilme ihtimalimizin olduğu geceyi kaçırdığımıza hiç üzülmedik. Panayırda binlerce insan arasında Küçük Gezginimiz yaşında  sadece 3-4 çocuk daha olduğu için Çakıl çok büyük bir ilgi gördü. Yanaklarından sıkanlar, öpenler, dans edenler, ve tabii “bu çocuğun bu saatte burda ne işi var bakışları” hep bizimleydi gece boyunca. Panayırda insanın kemiklerini sızlatan soğuğa rağmen harika vakit geçirip yeni yıla çok eğlenerek girdik.

Pergamon Museum (Bergama Müzesi) ünlü müzeler adasında ve Alexanderplatz’dan yürüyerek kolayca gidebileceğiniz bir yer. Biz bir kaç kez bölgeyi ziyaret ettik. çünkü müzelerin dışarıdan görüntülerinin güzelliğinden ve bölgede kurulan ikinci el pazarından dolayı bir kaç kez gidilebilecek bir yer. Berlin’deki bu ikinci el pazarları ya da kısaca “bit pazarları” çok ünlü. Görülmeye değer. Almanca bilenler için pek çok kitap alaabilecekleri, çok hoş eşyalar görebilecekleri, antika meraklıları için ise bulunmaz hint kumaşı alanlar. Biz sadece bakmakla yetindik. Zira ne Almanca biliyor ne de antikadan anlıyorduk:))
Gönül isterdi ki tüm müzeleri gezelim ama her müze bir günün yarısını alacağından Küçük Gezginimize bunu yapmak istemedik. Dışarıda o kadar görebileceği şey varken her günün yarısını müzelerde geçirmesi ona da haksızlık olacaktı; sadece Bergama Müzesine gitmeye karar verdik. Yeni yılın ilk gününde açık olduğunu öğrendiğimizde biraz şok geçirdiğimiz Bergama Müzesine gittiğimizde gördüğümüz ziyaretçi kuyruğu bizi tamamen şoka soktu. Bir saatlik bir beklemeden sonra girdiğimiz ve neredeyse 5 saat geçirdiğimiz Bergama müzesi bizi büyüleyen bir yer oldu. Berlin’e gidip de bu müzeyi ziyaret etmemek Berlin’e tekrar gitmek için başlı başına bir neden bence. Müzenin adının Bergama olmasının nedenini odaya girdiğinde gördüğün kocaman bir yapıdan anlıyorsun zaten. İnanılmaz birşey ama kocaman bir tarihi yapı müzenin içinde duruyor. Aynı şekilde İştar Kapısı da çok büyüleyici. Bu müze gerçekten insanın bakmaya doyamayacağı yapılarla dolu.
Küçük Gezginimiz müzeden tahmin ettiğimizden bin kat daha çok zevk aldı. Kulaklıklarını takıp, yapıların üstündeki numaraları girip tek tek tüm yapıların anlatımlarını dinledi, yorumlar yaptı; sorular sordu. Babasından müzedekilerin İzmir’den çalınarak getirildiğini duyunca inanılmaz bir şaşkınlık yaşayarak tüm yapıyı tekrar İzmir’e götürmek için uzun süre bizimle pazarlık yaptı:)) Onun “hırsızlar geri versinler taşlarımızı” diye diye saatlerce müzenin her alanından çok büyük keyif alması bize Küçük Gezginimiz Çakıl’ın tarihi ne kadar çok seveceğini de göstermiş oldu. Ne de olsa aç, susuz tam 5 saati bu müzede geçirmişti!

Berliner Dom (Berlin Katedrali) Müzeler Adası’nın çok yakınında yer alıyor. Daha önce gördüğümüz katedrallere göre çok daha sade ve küçük olmasına rağmen, içinde hiç psikopos yaşamadığı için aslında katedral sayılmadığını öğrenince şaşırdık. İtiraf etmeliyim ki bu ünlü katedralden daha güzel kiliseler bile gördüğümüz için çok etkilenmedik. Ama Müzeler Adası’na giderken önünden geçilen bir yapı olduğu için içine bir girin derim.

Kurfürstendam Caddesi ve KADEWE alışveriş merkezi internette çok övgü alan  ve gecenin buz gibi ayazında iliklerimizi ısıtacağımız bir merkez olduğu için görmek istediğimiz bir yer oldu ama üstünde bulunduğu Nişantaşına benzeyen caddenin ışıl ışıl güzelliğinin yanında bize pek de keyif vermediğini söylemeliyim. Caddede gezmek bence mağazanın içinde gezmekten daha keyifliydi. Kurfürstendam caddesine gitmek için indiğimiz durağın hemen karşısında çok hoş bir Christmas Market vardı ve tam daKaiser Wilhelm Gedachtniskirche (yıkık kilise) nin altında yer alıyordu. Bu yıkık kilise gerçekten çok etkileyici bir yapı. İkinci Dünya Savaşı’nı unutmamak için hasar görmüş haliyle bırakmışlar. Dolayısıyla KaDeWe’ye gitmek ve ya bizde de Nişantaşı var deyip Kurfürstendam Caddesini görmek istemeseniz bile bu kiliseyi görmek için bu bölgeye mutlaka gelmelisiniz derim. eh gelmişken caddede bir tur da atarsınız artık. Küçük Gezginimiz burdaki Christmas Marketi, ama en çok da Kurfürstendam caddesindeki noel baba, geyik gibi devasal süslemeleri beğendi.

Biz Berlin’de çok güzel vakit geçirdik. Özellikle Bergama Müzesi, Eastside Gallery, Christmas Panayırları ve yeni yıl kutlamaları Küçük Gezginimiz ve bizim için harika zaman geçirdiğimiz yerler oldu. Berlin’e mutlaka gidin ve gezin… Biz doya doya tadını çıkardık; sıra sizde:))

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

2 Cevaplar

  1. Gezgin Kadraj dedi ki:

    Merhaba, Berlin bilgilendirmesi için teşekkürler 🙂 Berlin için 3 gün yeterli olur mu ? 3 gün için önereceğiniz mutlaka görün dediğini yerler nereler. Tekrar teşekkürler

    • Sema Taştan Çelepci dedi ki:

      Merhabalar, gezdigimiz her yeri listenize eklemelisiniz bence.3 gün yetecektir merak etmeyin. Bergama müzesini sakın atlamayın😄iyi tatiller

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir