KÜÇÜK GEZGİN SAKIZ ADASINDA

İzmir…İzmir…Güzel İzmir.
Hep bahsederdi İzmir’de yaşayanlar İzmir’in bir başka memleket olduğunu…Sevgilim de anlata anlata bitiremez ve hep burada yaşamanın hayalini kurardı…Çok istemiş demek ki…2003’te İzmir bize yuva oldu.
İzmir’de yaşamanın sağladığı pek çok avantaj var insana. Köy havasında bir büyükşehirdir İzmir. Boğmaz insanı, daraltmaz; ama bir metropol büyüsüne de sahip değildir. Martı sesleri eşliğinde araba sürersin sahilde hem de trafik karmaşası olmadan… Şirince’si, Foça’sı, Karaburun’u her yeri ayrı güzeldir… Hemen yanı başındaki Çeşme, en güzel sığınağıdır İzmir’de yaşayanların. Gündüz uçsuz bucaksız harika koylarında sere serpe güneşlenip kafayı dinlerken, gece de İstanbul gece hayatını aratmayacak eğlence merkezlerinde eğlenebilir insan. Ama en güzeli tüm bunları yaptıktan sonra sabah 7’de Çeşme’den çıktığında şehir merkezindeki işine yetişebilmektir ki; böylesi bir lüks insanı İzmir’e bir kez daha aşık eder. İzmir’in diğer büyüleyici bir yanı da Yunan adası olan Samos ve Sakız Adası’na yakınlığıdır. Ehh… Senelerdir İzmir’de yaşayan biri olarak Sakız Adası’na gitmemek, ondan bahsetmemek ayıp olurdu…

Sakız Adası Çeşme’den “şöyle uzaklara dalayım” dediğinde tam da karşıda gördüğün yerdir aslında. Geceleri tüm adanın ışıklarıyla Çeşme’nin ışıkları birbirine karışıyor desem abartmış olmam. Biz Sakız Adası’nda akşam yemeğimizi Çeşme Marina’da o gün açılan Hayal Kahvesinin lazer ışıkları ve havai fişekleri eşliğinde yedik…düşünün yani:)
Sakız Adası’na gidip-gelmek hiç de zor değil. Çeşme’den kalkan teknelerle sabah gidiş ve akşam dönüş mümkün. Gidiş dönüş 20 Euro. Shengen Vizesi gerekiyor ki; Yunanistan vize olayında hiç de sıkıntı yaratmıyor. Adada mutlaka araba ve ya motosiklet kiralamak gerekiyor; her ne kadar bizim gönlümüz motosiklet kiralamaktan yana idiyse de; Küçük Gezgin ile gezince arabaya hapsolduk kaçınılmaz bir şekilde. Sakız Adasında yerel firmalardan 25-35 Euro’ya araba kiralamak mümkün. Ada zaten küçük olunca doya doya gez, ye, iç, yüz, eğlen.
Biz Sakız Adası’na Küçük Gezgin ile ilk kez 2012 Haziran ayında gittik. Tekne seyahatinden pek mutlu olan Çakıl, adada kiraladığımız üstü açık küçücük jipte lodosa bıraktı kendini:)

İlk gittiğimizde, booking.com ‘da keşfettiğimizz ve Sakız Adası’nda adaya ayak basmış her Türk’ün mutlaka bir kez kaldığı Topakas House’da kaldık. Aslında eski bir köy evi olan otel, avlusu ve odalarıyla çok cici. Ama herkesi buraya çeken şey, sahibi Eleni’nin güler yüzlülüğü olmalı. Eleni bizi o kadar güzel ağırladı ki; herkese biz de orayı tavsiye ettik. Türkçe öğrenmeye çalışan Eleni, bize “gidin eğlenin ben Çakıl’a bakarım” diyecek kadar hoş bir insan. Bırakmadık tabii Çakıl’ı, paşa paşa gittik kızımızla yedik yemeğimizi, ama gece döndüğümüzde avluda kurulan içki sofrasına bizi de davet edip saatlerce ağırlamaları, hoş sohbetlerine ortak etmeleri ayrı bir güzellikti. Bunların hepsini ikram olarak düşünüp, hesaba eklememeleri ise diğer bir incelik. Sakız Adası’ndan deli gibi aldığımız süt ve et ürünlerini vapur saatine kadar buzdolabında tutup, motosikletle vapura yetiştirmelerine ise artık diyecek bir şey bulamıyorum düşünün…

Sakız adasına ilk gittiğimizde amacımız ada tatili yapmak değildi. Her koyda denize girelim gibi bir derdimiz olmadı. Amacımız merkezini ve köylerini gezmek ve ilk kez içinde olduğumuz Yunan Kültürünü daha iyi anlamaktı. Deniz tatilini bir sonraki gelişimize bıraktık. Ne de olsa ada komşumuz sayılırdı. Mutlaka tekrar gelecektik.
Adanın merkezi adanın kendi gibi küçük bir merkez. Turistik restoranlar ve hediyelik eşya dükkanlarıyla kaplı. En çok da adanın reçellerini satan dükkanlar rağbet görüyor. Adanın mandalina reçelini şiddetle tavsiye ederim ama ev yapımı olanı bulmanız şartıyla.
Siesta yapan milletler grubundan olan Yunanlar cumartesi günü öğlen 2 gibi dükkanlarını kapatıp seni öylece vitrinlere bakarken bırakıyorlar. Geçimini sadece turizmden sağlayan bir ada için iddialı bir davranış. tam da turistin en yoğun olduğu saatlerde hoooop kepenkler iniveriyor. Hatta müşteriyi dükkandan çıkarıyorlar. Pazar günü ise dükkanların hepsinin kapalı olduğunu söylememe gerek yok her halde. Ortada in cin top oynuyor. Pazar günü ne yapacağını şaşırmış şekilde ortalarda gezinen turistler dışında adada pek yaşamın olduğu söylenemez. Neyse bu durum diğer Avrupa şehirlerinde de geçerli olduğu için çok da kafamıza takmadık; cumartesi günü öğlene kadar şehri dolaştık, sonrasında da kendimizi yollara vurduk. Pazar günümüzü de vapur saatine kadar yine yollarda geçirdik.

Sakız Adasının iki ünlü köyü var. Pirgi ve Mesta. Biz bu köylere giderken yol kenarında haç, çiçek, meryemana, mum gördüğümüzde adada trafiğe ne çok kurban verildiğini de anladık. her köşe başında bunları görmek mümkün. Aslında bir taraftan yollarda dikkatli olmanızı sağlıyor ama bir taraftan da insanın sinirlerini bozuyor.
Armolia seramikleriyle ünlü, çok turistik ama çok hoş bir köy. Köylerde hem güvenlik hem de deprem nedeniyle zamanında kalın taşlar kullanılması hem evleri çok güzel göstermiş hem de dokusunun çok da bozulmadan bugünlere kadar gelmesini sağlamış.
Pirgi evlerinin şekilleriyle ünlü bir köy. Evlerin üstlerindeki baklava dilimli şekiller adanın bu şirin köyünü diğerlerinden farklı kılmış. Daracık sokaklarında gezerken simsiyah giyinmiş yaşlı kadınların evlerinin dışında gölgeye sığınmış bir şekilde oturduğunu görüyorsun. Kocalarını kaybeden kadınlar ölene kadar onların yasını tuttuğunu bu şekilde gösteriyorlarmış. Adanın gençlerinin bir çoğunun ana karada okuduğu düşünülürse, ara sokaklarda  karalar bağlamış pek çok nine görmek mümkün… Pirgi köyü, denize baya uzakta, neredeyse parmakla sayılabilecek kadar ağacın olduğu bir bölgede aslında. Ama sokak aralarında ada kültürünü hissedebileceğiniz, göreceğiniz, o kültüre dokunabileceğiniz görülmesi gereken tarihi bir köy. İnsana “bir köy bu kadar güzel, düzenli, estetik olabilir mi?” sorusunu sordurtmuyor değil.  Küçük Gezgin, dar sokaklarda koşarak, herkese gülücükler atarak Pirgi sokaklarında büyük keyifle gezdi.
Pirgi köyünde gördüğümüz kilise (Bakire Meryem Kilisesi), gördüğümüz en güzel kiliselerden biriydi. Üstündeki geometrik şekillerle ve beyazlığıyla çok ferah, çok güzel bir kiliseydi. Pirgi köyünün merkezi de oturup saatlerce sohbet edebileceğin, küçük ama cici bir meydan. Küçük Gezgin gölgede 2 saat uyuyarak bize dinlenme şansını tanıdı burada. Uyandığında da meydanın ve hiç dilini bilmediği ada halkıyla oynamanın tadını çıkardı.

Olimpi, daha ufak tefek, çok da vakit geçirmedğimiz, geçerken uğradığımız bir köy oldu diyebilirim. Pirgi’den sonra bize çok daha bakımsız geldi. Çok da turistik olmayan bu köyde kısa süre kaldıktan sonra yola devam…
Mesta, Sakız’ın çok zarar görmemiş tarihi köylerinden biri. Tam bir ortaçağ kasabasını andıran bu köyde labirent gibi ara sokaklar ve birbirine kemerlerle bağlı evler arasındaki serin sokaklarda gezmek oldukça keyif verici. Sokak aralarında küçük kahvehanelerde ada yaşlılarının aval aval kalın taş duvarlara bakınan turistleri incelediğini görüyorsun. Her pencerede dantelli perdeler, ve çiçekler… Güzel bir köy Mesta…Biraz farklı. Mesta’nın küçük meydanında bence oturup şu ünlü buzlu kahveleri “frappe”yi deneyebilirsiniz. Dondurmalısını tercih edin derim. Küçük Gezginimiz her meydanın tadını çıkardığı gibi burada da restoranlardan birinin köpeğiyle oynaya oynaya meydanın tadını çıkardı; bize de çıkarttı:))

Sakız Adasında pek çok turistik restoran var, ancak biz yerel, turistlerin gelmediği bir tavernada (ki onlarda restoran demek) yunan yemeklerinin tadına bakmak istiyoruz. Eleni’nin tavsiyesiyle bir köyün tam tepesinde Çeşme manzaralı, içeride hiç turistin olmadığı bir restorantta harika bir yemek yedik. Tabii bir adaya gidiyorsanız oranın yerel mezeleri ve tabii ki bol bol deniz ürünü tüketeceksiniz… Taze taze ıstakozlar, ahtapotlar, kalamarlar…İşin güzelliği buradadır. O kadar çok çeşit yiyip içmemize rağmen gelen hesap Çeşme’de bir balık restoranında gelecek olan hesabın neredeyse beşte biri kadar olunca da yeme de yanında yat:))Bu ilk gezimizi harika bir dönüşle tamamladık. Çünkü teknemize bir yunus sürüsü eşlik etti!!! Bu ne şans! Küçük Gezgin Çakıl da böylece yunusları çok yakından hem de doğasında ilk kez görme şansına ulaştı. Onun kadar teknedeki büyüklerin de bu geçidi sevinç çığlıkları içinde izlediğini söylemeliyim. Şaşkınlıktan fotoğraf çekmediğimizi eve gelince anladık ama olsun doya doya onları izlemiş olduk.
Sakız Adası’na yaptığımız ikinci gezimizi 2013 yılı Eylül ayında yaptık ve “kızgın kumlardan serin sulara atlama” amacıyla yaptığımız bu tatilde de tabii gezmeden yine duramadık. Sahilde denizaslanları gibi saatlerce uzanıp güneşlenmek bizim için en fazla bir gün; ikinci gün sıkılmalar başlıyor ve atıyoruz kendimizi sokaklara…Yatabilenleri takdir ediyorum…Biz yapamayanlardanız:)) Aynen dediğim gibi de oldu. Bir gün kumlarda zor yattık! Adanın en güzel kumuna sahip yerlerinden biri olan Karfas‘ta yine booking.com ‘dan bulduğumuz Golden Sand Otel’de kaldık. Otel ada şartlarına göre iyi, bizim ülkemizin 5 yıldızlı muhteşem otellerine göre ise “eh işte” diyebileceğimiz bir otel. Aslında böyle yerlerde butik ve küçük otelleri tercih etmek her zaman daha güzel oluyor ama yaptık işte bir kere:) Plaj sanırım adadaki tem kumsal… Diğer koyları genelde çakıl taşlarıyla kaplı çünkü. Uzun bir süre dizkapağı boyunu aşmadığı içinde tam bir çocuk denizi. Dolayısıyla Küçük Gezgin denizin tadını bol bol çıkardı. Kaldığımız oteldeki Yunan Düğününü çok izlemek isteyen Çakıl, bizde hava karardığında gelen gelinle damadın aksine burada 22:30’da gelince tabii babasının kucağında sızıp kaldığı için amacına ulaşamadı. Uyandığında gelin arabasını göstererek mutlu etmeye çalıştık garibimi ne yapalım?

Ertesi gün daha önce Güney kısmını gezdiğimiz adanın kuzey kısmını da gezip akşama kadar vakit geçirelim dedik. İlk önce merkezin arka caddelerindeki tarihi hamamı ve diğer yapıları gezdikten sonra, Sakız Adası’na gelenin fotoğraf çektirmeden dönmediği ünlü yel değirmenlerine gittik. Tabii biz de boy boy fotoğraflar çektirdik:) Adının kuzey kısmına virajlı ve tepeye tırmanan bir yolla gidiyorsun. Biz tüm kuzey koylarını gezemedik. Ama yol üstünde Kaş yollarında yukardan baktığında buz mavisi kıvamında plajlar vardır. Aynen öyle bir plaja indik ve buz gibi suyun tadına vardık. Langada kasabası mavi-beyaz bizim Yunan Evleri dediğimiz klasik yapılarla kaplı çok cici bir sahil kasabası. Pazar günü olması ve dönüş saatimizin yaklaşması nedeniyle kısa bir tur atıp Sakız Adası turumuzu sonlandırdık.

Diyeceğim o ki; Sakız Adası’na gidilmeli, görülmeli… Taze taze deniz ürünlerinden, mezelerinden, uzo ve balla yapılmış mastelo peynir tatlısından yenmeden, uzosundan içilmeden, fıstık ve mandalina reçellerinin tadına bakılmadan, koylarında denize girilmeden, tarihi köylerinin ara sokaklarında kaybolmadan, adayı içinize sindire sindire gezmeden dönmeyin derim…
Biz Küçük Gezgin ile 2 kez gittiğimiz Sakız Adası’na İzmir’de yaşayanlar olarak bundan sonra da değişik bir hava almak için muhtemelen sık sık uğrayacağız. Ama bizden size tavsiye hayatınızda bir kere bile olsa gidin, gezin, görün…

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir