BOLONYA -BÖLÜM1-

KALDIRIMLARINA YAĞMUR DÜŞMEYEN ŞEHİR, BOLONYA

BOLONYA’DA GEZİLECEK YERLER

Bolonya Maceram’da bahsettiğim gibi, Küçük Gezgin olmadan bir Şubat gününde yolum düştü Bolonya’ya. Niyeyse aklıma düşmüştü ilk önce. Aklıma ve gönlüme düşenin sık sık gerçekleştiğini bilen dostlarım benden önce Bolonya’ya yolumun düşeceğini tahmin ettiler. Gerçekten de bir baktım Bolonya’dayım. Evet Küçük Gezgin olmadan çıktığım ilk seyahat oldu… İlk gün sudan çıkmış balık gibiydim ama sonrasında koyuverdim gitti. Şehrin güzelliğinin büyüsüne bir kapıldım, günler nasıl geçti anlamadım bile…

“Kızıl Şehir” Bolonya, bugün İtalya’nın en bilinen şehri olmasa da, bir ortaçağ kenti olarak benim gibi tarih sever gezginlerin dikkatlerini üzerine çekiyor. Öte yandan böylesine tarihine sahip çıkmış bir şehri Roma, Venedik ve Floransa gibi popüler ve turistik şehirlerle kıyaslamak Bolonya’ya haksızlık olur. Her şehrin kendine göre ayrı bir güzelliği var. İtalya’nın popüler olan hemen hemen tüm şehirlerine gittim. Hepsini ayrı ayrı sevdim. Ama turistlerin cüzdan cüzdan Euro bıraktığı bir şehre yapılan yatırım da bununla doğru orantılı oluyor. O yüzden karşılaştırma yapmak çok adaletli değil bence.

Bolonya, Ortaçağdan kalma görüntüsüyle ve kültürel yapısıyla insanı büyüleyen bir şehir. Tarihi çok eskilere dayanan, yüzyıllar boyunca dimdik ayakta durmayı başaran Bolonya, 2000 yılında Avrupa Kültür Başkenti seçilmiş. Şehrin en önemli kültür merkezi olan Bolonya Üniversitesinin Kopernik, Dante, Erasmus ve Umberto Eco gibi bilim adamları yetiştirdiğini ve dünyanın en eski üniversitesi olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız üzülmeyin, ben de Bolonya’ya yolum düşmeden önce bilmiyordum! Hatta okuduğumda çok şaşırdım! Ama üniversitenin küf bağlamış ama içinde öğrencilerle dimdik ayakta duran binalarını görünce bilgiye dokunmanın önemini bir kez daha anladım. İşte gezgin olmanın en güzel yanlarından biri de bilgiye dokunmak!!!

Bolonya, İkinci Dünya Savaşı’nda oldukça hasar görmüş olsa da, ortaçağ görüntüsünden hiçbir şey kaybetmemiş. Şehrin sokaklarında yürürken, “Bolongna la Rossa – Kızıl şehir” isminin bu şehre ne kadar da yakıştığını fark ediyor insan. Yüzyıllardır tarihe tanıklık etmiş, kırmızı tuğlalardan yapılmış her bir yapı insanı büyülüyor. Nereye baksanız gözünüzü kızıl bir renk kaplıyor. Nereye bakacağınızı şaşırıyorsunuz desem daha mı doğru olur?

San Petronio'nun Terasından Bolonya (2)

kızıl şehir Bolonya

Bolonya'yanın kızıl yüzü

Bolonya ile özdeşleşmiş en önemli yapı “Portico”lar. “Kaldırımlarına yağmur düşmeyen şehir” dememin nedeni de, tüm apartmanların altındaki kemerlerden dolayı, şakır şakır yağan yağmurda bile insanın ıslanmadan gezebilmesi. Porticoların şehre bambaşka bir hava kattığı gerçek. Yağmurla oldukça haşır neşir olan şehir, insanların yüzyıllardır hiç aksatmadan hayatlarını yağmur altında sürdürmelerine olanak sağlamış. Porticolar, yağmurun yüze vuran soğuğu olmadan sıcak bir kahve içme şansını sunuyor insana. Ancak, binaların güzelliklerini ıskalama ihtimaliniz çok yüksek belirtmeden geçmeyeyim. O yüzden alın şemsiyenizi elinize ve ara sıra kafanızı dışarı çıkartın derim. Ben aynı caddeden porticoların altından geçerken ıskaladığım pek çok güzelliği, kafamı dışarıya çıkarınca yakaladım. Baktım şeker değilim, yağmurda eriyecek hiç değilim; poticoları terk ettim ve kendimi yağmura teslim ettim.

Maggiore Meydanı

Maggiore Meydanı – Bolonya

Ben Bolonya’ya Şubat ayında gittiğim için öyle gökyüzünün masmavi olup da bana harika fotoğraflar verdiği bir an olduğunu söyleyemem. Kaldığım 4 gün boyunca her gün yağmur vardı. Tabii orada yağmur eşittir çamur olmadığı için rahat rahat gezmek mümkün. “ayy şemsiyesiz perişan oldum, yağmurda ayakkabım su aldı” çilesi yok. Yağmur çizmesi kullanan insan sayısı bir elin beş parmağını geçmez. Ehh… Şehir bu konforu sağlayınca gezmesi de daha keyifli oluyor ne yalan söyleyeyim. Binaların güzelliği gri bulutların içimi baymasına izin vermedi.

Bolonya, buram buram tarih kokan bir şehir olunca, görülecek de bir o kadar yapı oluyor elbet.

  • Neptün Meydanı
  • Maggiore Meydanı
  • Neptün Çeşmesi
  • Sala Borsa
  • Plazzo Re Enzo
  • Palazzo Comunale
  • San Patriano Bazilikası
  • Via PEcherie Vecchie
  • Quadrilatero
  • La Due Torri (İkiz Kuleler)
  • San Petronio Heykeli
  • San Bartelomeo
  • Plazzo Malvezzi Campeggi
  • Orotorio di Santa Cecilia
  • Piazza Guiseppe Verdi- Verdi Meydanında
  • Teatro Comunale- Belediye Tiyatrosu
  • . Palazzo Poggi- Poggi Sarayı
  • Porta San Donato
  • San Dominico Bazilikası
  • Santa Lucia
  • San Stefano
  • Saragozza Caddesi
  • Saragozza Kapısı
  • Via İndipendenza
  • San Pietro
  • Venedik Penceresi
  • Montagnola Parkı
  • Porta Galliera
  • Tempio Del Sacro Cuore kilisesi
  • San Luca

Listeme koyduğum, her birini görmekten büyük keyif aldığım yapılar oldu. Bolonya ufak bir merkeze sahip olduğu için yürüyerek çok rahat gezilebilecek bir şehir.

20160216_110434

Neptün Meydanı & Neptün Heykeli

Peki, nasıl mı gideriz bu şehre diyorsanız, Türkiye’den gitmesi oldukça kolay. Shengen vizeniz elinizdeyse, Türk Hava Yolları ve Pagasus Hava Yolları’nın İstanbul’dan direkt uçuşlarını tercih edebilirsiniz. 2,5 saat sonra  Bolonya’dasınız. Şehirde arabaya ve hatta bisiklete bile ihtiyacınız yok. Yürüyerek her yeri gezmek mümkün, yeter ki elinizde haritanız olsun!

Peki ne yer, ne içerim diyorsanız, Bolonya’ya gittiğinizde, şehrin en ünlü yemeği olan Bolonez soslu makarna ve tortellini çeşitlerini yemeden, şehrin en işlek restoranlarından ZeroCinquantino ve Tamburini’de çeşit çeşit peynirlerin tadına bakmadan, şarküteri ürünleri ve peynirlerden oluşan harika bir şarap tabağı eşliğinde prosecco içmeden dönmeyin. İtalya deyince akla gelen ilk iki şey pizza ve dondurma ise bunlarında tadına bakmadan dönmek, yoğurdu kaymaksız yemeye benzer. Bolonya’nın ünlü Majani çikolatalarından da bir kutu alıp, dönüş yolculuğunda tüketirseniz, Bolonya’nın damağınızda bıraktığı tadın uzun süre etkisinden kurtulamazsınız…

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir