KÜÇÜK GEZGİN KOS ADASI’NDA

Kos adası bizdeki adıyla İstanköy, Bodrum’a çok yakın olmasından dolayı aslında yıllardır “bir ziyaret etsek” dediğimiz bir adaydı. Ne de olsa Bodrum yılda en az bir kez gitmezsek rahat edemeyeceğimiz bir yer.
2013 Ağustos ayında, eh nihayet yolumuz Kos adasına düştü. Biz genelde ada tatillerinde ya en ortadan bir otel seçip kalıyoruz ya da adanın iki ucunda iki ayrı otelde.   Kos Adasında booking.com dan seçtiğimiz iki ayrı otelde kaldık. İlki Kos merkeze arabayla yaklaşık 20 dakika uzaklıktaki Kafalos’taydı. İkincisi ise Kos merkezde.
Kefalos adanın öbür ucunu gezmek için tercih ettiğimiz ve internette çok övgü alan bir bölge olmasına rağmen biz ne bölgeyi ne de oteli beğenmedik.  Hatta bölge hakkında tam bir hayal kırıklığına uğradık. İnternette bu kadar övgü almış bir yeri bizim beğenmememiz kendimizden şüphe etmemize neden oldu desem yeridir. Ama bizce Kefalos bizim bakımsız sahil kasabalarımızdan fazla bir şey sunmuyor insana. Tabii bizim Küçük Gezginimiz için tatil olsun değişiklik olsun ne olursa olsun fark etmediği için keyfimizin kaçması olanak dahilinde bile değildi…. Gezdik tozduk yedik içtik…Çakıl ile Kos’un tadını çıkardık:))
 
Diğer yunan adalarındaki taverna kültürünü Kefalos’ta çok bulamadık. O tazecik ahtapot ve kalamarları gözümüz çok  aradı ama göremedik. Akşamları sahil kenarındaki restoranlar bence sıradan restoranlardan farklı yemek hizmeti sunmuyor. Diğer gittiğimiz Sakız, Midilli, Rodos adalarındaki o güzelim tavernalardan eser yok diyebilirim. Sahil kenarında dondurulmuş kalamar yiyorsam ne anladım ben bu işten???
Biz de iki günümüzü Kefalos’un çok yakınındaki Paradise Beach‘te geçirdik. Tıklım tıklım insan dolu olan plajın hakkını vermeyecek değilim…Suyu inanılmaz ılık ve sahil altın kumla kaplı.  Dolayısıyla Küçük Gezginimiz tam bir Paradise Beach hayranı oldu. Harika zaman geçirdiğini söylemeliyim. Zaten bir çocuğa ılık ve sığ bir deniz ver eh yanında da kum; kaymaklı kadayıf onlar için:)) Sahilde birbirlerinin dilini hiç bilmeyen on ayrı milletin çocuğunun farklı dillerde konuşarak ama nasıl oluyorsa anlaşarak tüm gün eğlenmesini hayran hayran izledik. Bir ara Tigaki Beach’i de deneyelim dedik ne de olsa o da internette çok övgü alan bir yerdi ama o kadar rüzgarlı, o kadar rüzgarlıydı ki denize bile giremeyip yine paradise beach’e gidip toprağı öptük:))

 

Diyeceğim o ki, Adanın Kefalos tarafında görülecek, yapılacak, insanı güzelliğiyle büyüleyecek hiç bir şey göremedik. Paradise Beach buraya ait güzel olan tek şey. Kos merkezde kalarak da bu sahile günübirlik gelebilirsiniz diye düşünüyorum.
Kos merkez, küçük düzenli, aslında biraz biraz Bodrum merkezi andıran; cici bir merkez. Güzel düzenlenmiş, tertemiz çarşısı Euro’nun Türkiye’de tavan yapmadığı yıllarda Bodrumlular için pek bir cazipken artık Borum ucuz kalmış. Kos’un tam merkezindeki Hipokrat Ağacı,Hipokratin yaklaşık 2400 yıl önce öğrencilerine altında ders verdiği inanılan ağaç. Daha görkemli ağaçlar gördüm ama madem o kadar eski olduğuna inanılıyor bize de 50 derece sıcakta ağacın gölgesinde dinlenmek düştü.  Etrafı tarihi eserlerle çevrili bu bölge Kos’un merkezinde nefes alınacak; adanın en popüler yeri; mecburen görülecekler listenizin en başında yer alıyor. Kos’a gittiysen bu ağacın altında soğuk birşeyler içeceksin işte o kadar!!! Kaleye giderken geçeceğiniz begonvil çiçekleriyle kaplı restoranlarda yemek yemek bizim yaptığımız en güzel tercihlerden biriydi. Bir yanı tamamen tarihi kalıntılarla (agora) kaplı restoranlarda şöyle ayağını uzatıp dinlenmek iyi geliyor…

 

 
Bizi Kos merkezle ilgili hayal kırıklığına uğratan şey denizi oldu. Boydan boya şezlonglarla kaplı; iskandinavların deniz yataklarının üstünde suyun üstüne çıkmış denizanaları kıvamında denizi süslediği sahilde, deniz gözlüğünüzü giyip de yüzmeye kalktığınızda denizden kaçarcasına çıkmak istiyorsunuz; ki biz öyle yaptık. Küçük Gezginimizi bu pis denize sokmadık. Deniz gözlüğüyle dibe bakmak insanın yapmaması gereken  bir hareketmiş burada onu anladık!!!
Sahilde ayrıca ilginç bir şey de yaşadık. Sahilin bir kısmındaki yerlere İskandinav olmadığımız için bizi kabul etmediler. Şok olmuş bir şekilde çalışan çocuğa bunun hiç de hoş olmadığını anlatmaya çalışsam da; ırkçılıkla ilgili bildiğim ne kadar İngilizce sözcük varsa bir cümlenin içinde kullandığım gün olarak o gün tarihe geçse de; güneşin altında erimek üzere olduğumuzdan sinirden dudaklarımızı yiyerek yolumuza devam ettik. (tamam itiraf ediyorum gitmeden bir dizi İngilizce küfür sallamadan edemedim)
Kos’a gitmeden önce üç adalar turunun çok iyi olduğunu okumuştum. Biz de en ünlüsü Katerina diye ona rezervasyon yaptırdık günler öncesinden. Ama bir gün önce tekneleri kaza geçirdiği için bizi Fredericke adlı başka bir tekneye yönlendirdiler. Teknedeki hizmet ve yemeklerin gayet başarılı ve yeterli olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Ama internette tekne turunu o kadar abartmışlar ki  sanıyorsunuz ki muhteşem koylar, harika doğa eh bir de yunuslar bu turda bizimle…Yok öyle bir şey onu söyleyeyim.
 
Tekne süngerciliğiyle ünlü Kalimnos adasına uğruyor. Ancak bizim teknemiz Kalimnos’un merkezine değil, Plati diye çok küçük bir sahil kasabasına demirledi. Bu sahil kasabasını da kalkındırmak amaçlı olarak bazı günler merkeze değil turistler buraya getiriliyormuş. Kasaba baya ufak bir kasaba. Bir iki tane sünger ve hediyelik eşya satan dükkan, bir tanede Kafe-restorant var. Merkezi bundan ibaret. Tekneden inmenizle adanın merkezini gezmeyi bitirmeniz arasındaki süre 10 dakikayı bulmuyor desem yeridir. Ama Kalimnos’un merkezinin çok daha iyi olduğunu duydum. Bence tura çıkarsanız merkezde duran bir turu tercih edin derim.
 
Daha sonra uğradığımız yer ise Pserimos Adası oldu. Sahilinde uzun süre yüzmek fırsatı bulduğumuz ufacık bir kasaba Pserimos adası. Kumsalında Çakıl uzun uzun vakit geçirdi. Türkiye’deki o güzelim Dalyan, Kelebekler vadisi, Kalkan-Kaleköy, Bodrum gibi tekne turlarına katılınca böyle bir tekne turu sönük kalıyor; orası kesin ama yine de Kos’un merkezinde bir gün daha geçirmekten çok daha keyifli olduğunu söylemeliyim. Küçük Gezginimiz bebekliğinden beri tekne turlarına alışık olduğundan ve hatta teknelerden atlamaktan çok da büyük keyif aldığından onun çok keyif aldığı; yediği, içtiği, uyuduğu, atladığı, yüzdüğü gününü çok güzel geçirdiği bir gün oldu.

 

Kos Adası bizim o çok sevdiğimiz yunan adalarına pek benzemese de yeni bir yer görmek, yeni insanlar tanımak, farklı şeyler yemek, farklı şeyler yapmak Küçük Gezginimiz ve bizim için her zaman mutlu olmamızı sağlayan bir durum. O yüzden beklediğimizi sunmasa da iyi ki gitmişiz. Bir daha gider miyiz diye sorarsanız; hayır! Ama siz de gidin, ,görün, gezin, keyfine bakın Kos’un. Biz sevgilimin 40 yaşına girişini Kos adasında kutladık, incirli bifteği ilk defa Kos’ta tattık, ilk defa ırkçı bir yaklaşımla karşılaştık. Pek çok anı biriktirdik. Pserimos Adasından aldığımız deniz yıldızlı rüzgar çanının sesini her duyduğumuzda karşı kıyıyı hatırlıyoruz. Belki siz de hayatınız için çok önemli olan bir anı Kos’ta yaşar, güzel anılar biriktirirsiniz. Kim bilir???

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir