KÜÇÜK GEZGİN KOPENHAG’DA Bölüm-2-

KOPENHAG GEZİLECEK YERLER

Küçük Gezgin ile yaptığımız Kopenhag seyahatini böldüm parçaladım bir kaç yazıda anlatmaya çalıştım. Baktım hepsini bir yazıda toplasam 20 sayfa olacak. Küçük Gezgin’in Kopenhag Macerası, Küçük Gezgin Tivoli Bahçelerinde  ve Küçük Gezgin Kopenhag’da Bölüm-1 yazılarının devamı geldi. Daha da gelecek elbet:)

Gelelim Kopenhag’da nerelere gittik, neler gördük. Atalarımız boşuna dememiş “yediğin içtiğin senin olsun bana gördüklerini anlat” diye. Gerçi anlatacak pek bir şeyler de yiyemedik ama görülecek hemen hemen her yere adım attık.

Bu yazıda gittiğimiz yerleri listeledim ama hepsini aynı bölüme sığdırsam okurken cinnet geçirirsiniz diye korkmadım değil:) O yüzden de listedeki ilk 7 yeri anlattım. Diğerleri bir sonraki yazıda:)

Kopenhag’da nerelere mi gittik? İşte liste!!!

1. Tivoli Bahçeleri
2. Deniz Kızı Heykeli
3. Kastellet
4. Amalienborg Sarayı
5. Marble Church
6. Nyhavn
7. Stroget ve Kobmagergade
8. Rosenborg ve Botanik Bahçe
9. Agnete ve Deniz Adamı heykeli
10. Christiansborg
11. Christiana
12. Church of our Saviour
13. Round Tower

KOPENHAG GEZİLECEK YERLER

1. Tivoli Bahçeleri
Kopenhag’ın tam göbeğinde, tren garının hemen karşısında konumlanmış olan Tivoli Bahçeleri aslında bildiğimiz bir lunapark. 1843’ten beri eğlence parkı olarak hizmet veren Tivoli Bahçeleri, dünyanın en eski ikinci lunaparkı. Konu lunapark olunca, Küçük Gezginin de Kopenhag’da vakit geçirmeyi en çok sevdiği yer burası oldu haliyle… Tivoli’ye dair tüm detaylar Küçük Gezgin Tivoli Bahçelerinde yazısında.

2. Deniz kızı Heykeli
Kopenhag şehrinin simgesi olan Denizkızı heykelini görmek için gittiğiniz Langelinie limanında, kalabalık bir grup görürseniz oraya doğru yönelin. Heykel kesinlikle orada bulunuyor:) Biz gittiğimizde de her zamanki gibi Çinli turistler, ellerinde fotoğraf makinaları kişi başı en az elli poz çekmekle meşgullerdi. Ofladık, pufladık, tepemizden yağan şakır şakır yağmurda usanmadan çektikleri fotoğraflara isyanımızı baya bir belli edip eh nihayet 2 fotoğraf çekilebildik.
Öyle gözünüzde büyüteceğiniz bir heykel değil elbet. Ufacık yapısıyla neredeyse insanı hayal kırıklığına uğratıyor ama bu heykeli şehrin simgesi haline getiren şey, ünlü Danimarkalı yazar Andersen’in yazdığı, Küçük Gezgin’in bebekliğinden beri en çok sevdiği masallardan biri olan “Denizkızı” masalından esinlenilmiş olması. Küçük Gezgin heykeli gördüğünde oldukça şaşırdı. Kitaplardaki o güzel denizkızı Ariel’in bir benzerini bekliyordu herhalde garibim:)

Ona kitaplarını okuduğum, çizgi filmlerini izlediğimiz güzeller güzeli denizkızı karakteriyle pek de bağdaşmayan bir görüntüsü olduğu bir gerçek. Yaşadığı hayal kırıklığını anlatamam. O güzelim Disney karakteri nerdeeee bu nerde:) Ne yalan söyleyim ben bile bu kadar küçük bir heykel beklemiyordum:)
Dünyanın en ünlü ve en iyi bira markalarından biri olan Carlsberg’in sahibi tarafından yaptırılan heykelin modelliğini de heykeltraşın karısı yapmış. Ancak ne ilginçtir ki bu heykelin başına yıllar içinde pek çok şey gelmiş. Pişmiş tavukla kıyaslanırsa normalleşebilir durum oluşmuş. Kafası koparılır ve orijinali bir daha hiç bulunamaz. Ne yaptılar diye merak etmiyor değilim! Kolu koparılır, bulunup geri yerine takılır. Bir insan bir heykelin niye kolunu koparıp saklar mesela? Kafamda deli sorular???Kafası tekrar koparılmaya çalışılır, ama beceremezler. Yüzü defalarca boyanır, kimi zaman beyaza kimi zaman kırmızıya.

Hatta 2004 yılında heykele kara çarşaf giydirilerek Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylığı da protesto edilir. Yani boyutu ufak olan bu heykel, bir masaldan etkilenerek yapılsa da, başına gelenlerden sonra masalın önüne de geçerek, dünyanın bildiği bir heykel haline gelir. Bazı şehirlere gittiğinde yapmadan dönmemen gereken şeyler vardır ya. Şehrin simgesi haline gelmiş bu heykeli de görmeden olmaz! Her ne kadar küçüklüğüyle bizi şaşırtsa, Ariel’e benzemediği için Küçük Gezgin’i baya bir sarssa da uğratsa da, Kopenhag’a gelip de bu heykeli görmeden olmazdı!

20151226_120025

Deniz Kızı Heykeli – Kopenhag

3. Kastellet
Kastellet’e gittiğimizde gördüğümüz ilk şey, yağmur çamur demeden her yaşta koşan insan oldu. Bu azme hayranım doğrusu. Benim yağmur içime işlemiş, parmaklarım rüzgardan donmuş, bunlar üstlerinde kısacık şort, yağmurun altında koşuyor da koşuyor. 80 yaşındaki adam da aynı azimle koşuyorsa hayranlıktan başka ne hissedebilir insan! Nerde bizde o azim? Ondan sonra da ellerinde baston 80 yaşında dünyaya gezenlere karşı bizim televizyon karşısında uyuklayan yaşlılarımızı düşününce hemen dışarı koşup on kilometre koşasım geliyor:)

Kastellet çok özel bir park. Aslında şu anda park gibi kullanılsa da, zamanında Danimarka’nın en önemli savunma duvarı ve askeri garnizonu olarak kullanılır. Yıldız şeklindeki yapısıyla İsveç ve İngilizlere karşı savunma duvarı olarak aktif görev yapar. Kuzey Avrupa’nın en iyi korunan savunma duvarı olarak önemini hala koruyor. 1626 yılından beri ayakta duran Kastellet, bugün kurulma amacından bambaşka bir görev üstenmiş ve şehrin akciğer damarlarından biri olmuşsa da, içindeki kilise ve binalarla, tarihi önemiyle her gün yüzlerce kişiyi kendine çekiyor. Denizkızı heykelini görmek için yollara düşen herkes Kastellet’in yanından da geçiyor. Bir taşla iki kuş misali:)

Küçük Gezgin’in burada en çok dikkatini çeken şey ise Carlsberg’in 50.yıl kutlamaları için yaptırılan ve 1908’den beri burada yerini alan süs havuzu oldu. Her ne kadar havuzun içi suyla dolu olmasa da oldukça gösterişli olan Gefion Fountain bir efsanenin ürünü aslında. Efsaneye göre, Tanrıça Gefion, öküze çevirdiği 4 oğlu ile birlikte İsveç ülkesinden arazi koparır ve Vanern Gölü oluşur. Koparıp attığı toprak parçası da Zealand Adasını oluşturur. Bu efsanenin anlatıldığı Gefion Çeşmesi, Kastellet’in içindeki en önemli yapılardan biri. Çakıl heykeli her açıdan bol bol inceleyip etrafında döne döne fotoğraflarını çekti. Evet, ilgisini çekecek kadar gösterişli bir heykel, süs havuzu artık ne derseniz deyin.

Kastellet’teki St. Alban’s kilisesi “The English Church” İngiliz Kilisesi olarak Danimarka’da İngilizce ibadet edenler için önem taşıyor. 1887 yılında kurulan kilise, o günden bugüne elektrik ve ısıtma tesisatının kurulması dışında hiçbir değişikliğe uğramamış. Kilisenin ismi İngiltere’nin ilk şehiti romalı asker Alban’dan geliyor.

Bir rahibi barındırarak yargılanmaktan koruyan, bu süre zarfında rahibin öğretilerden oldukça etkilenen ve askerler rahibin yerini tespit ettiğinde kendisi rahip cüppesini giyerek teslim olan Alban, ölüme mahkum edilir. Onun adı verilerek kuruln bu Kilise, parkın içinde endam göstererek hizmet vermeye devam ediyor.
Etrafını sarmalayan kanallarda yüzen ördeklerle, çimlerinde koşan insanlarla, içerideki kilissesi, yel değirmeni ve heykelleriyle Kastellet, Kopenhag’ın en güzel yerlerinden biri.

Kastellet - Kopenhag

Kastellet – Kopenhag

Gefion - Kastellet

Gefion – Kastellet

4. Amalienborg Sarayı
Kraliçe 2. Margrethe, Danimarka’daki anayasal monarşinin temsilcisi. 8.ve 11.yüzyılları arasında savaşçı Vikinglerin toprakları olan, sonrasında İskandinav İmparatorluğuna ev sahipliği yapan bu topraklar, kraliyet ailesinin varlığını korumasına rağmen, anayasal monarşiyle yürütülerek, son kararın meclise ait olduğu oldukça demokratik bir ortama sahip. 1973’ten beri Avrupa birliği’ne üye olup, kendisini Euro bölgesinde tutarak, birliğin içinde kendini farklı tutmayı da bilen ülkelerden.

Kraliyet ailesinin ve değerlerinin korunduğu ülkede, saraylar da görülecek en önemli yerler listesine giriveriyor hal böyle olunca. Danimarka kraliyet ailesi, İngltere ile karşılaştırıldığında üzerine daha az film çevirilen, daha az sansasyonel bir aile. Benim hatırladığım tek film, romantik bir komedi filmi olan “The Prince and me”. En azından benim hatırladığım. İzledim mi, evet izledim. Basit bir romantik komedi filmi, o kadar!
Danimarka Kraliyet ailesinin kışlık sarayı olan Amalienborg Sarayı, 1760’dan beri hizmet veriyor. 4 ana binadan oluşan saray zamanında dönemin en asil ailelerinin kaldığı, diplomatik pek çok görüşmenin yapıldığı bir yerken bugün müze olarak kullanılmaya devam ediyor. 4 ana binanın çevrelediği bahçesinde 5. Kral Frederick’in pek bir gösterişli heykeli bizi karşıladı. Küçük Gezgin sarayın koca kapılarına, heykelin büyüklüğüne hayran oldu. ama sanırım en çok kapıları sevdi!!!

Saray, aslında 1794’te yaşadığı büyük yangında neredeyse tamamen yanmış ve sonrasında tekrar yapılarak Kraliyet ailesi tarafından kışlık saray olarak kullanılmaya başlamış. Bu 4 ana binanın ikisi misafirler için kullanılan Moltke sarayı ve Levetzau Sarayı. Bir diğeri prensin oturduğu Brockdorff Sarayı ve en son bina da, Kraliçenin oturduğu Schack Sarayı. Sarayın en özel yanlarından biri, İngiltere’nin o süslü askerlerinden eksik kalmayan askerlerin nöbet tutması. Her gün saat öğle 12’de askerler nöbet değişimi yapıyor. Kaçırmayın derim. Diyelim ki kaçırdınız, askerlerin yanına yaklaşıp bir fotoğraf çekmişsiniz çok mu?

Amelienborg Sarayı - Kopenhag

Amelienborg Sarayı – Kopenhag

Amelienborg - Kopenhag

Amelienborg – Kopenhag

5. Marble Church
Amelienborg Sarayı’nın hemen yanı başında duran, yeşil kubbesiyle Kopenhag’ın en güzel kiliselerinden biri olan “Mermer Kilise” mutlaka görülmesi gerekenlerden. İskandinavya’nın en büyük kubbesine sahip, aslında ismi Frederick’s Church olan kilise bu bölgedeki yeni şehirleşme ve yapılaşmanın bir parçası olarak 1749’da yapılmaya başlanmış.

Ancak yapımı yüz elli yıla yakın sürmüş. Şehrin modern yüzünün simgelerinden biri olan bu kilise, şehirde evlenenlerin de en çok tercih ettiği kiliselerden biri. Biz denk gelmedik ama hafta sonları bir düğüne denk gelme şansının çok yüksek olduğu tüyosunu vereyim:)

Biz bu Kopenhag gezisinde yağmurun azizliğine uğrayınca, kiliseleri bir sığınak olarak da kullandık! İtiraf ediyorum!!! Amacımız bu değilse de bunu da aradan çıkardık diyelim:) Şehir için en önemli kiliselerden biri olan bu kiliseyi ziyaret etmeden dönmeyin. Zaten Sarayın dibinde olduğu için çok uzaklarda aramanıza da gerek yok!

Marble Church - Kopenhag

Marble Church – Kopenhag

6. Nyhavn
Kopenhag’ın en bilindik, baharda, kışta her mevsimde fotoğraflarının interneti süslediği nehir kıyısı. Kopenhag’ın bu en ünlü turistik mekanı aslında bir liman kenti olan Kopenhag’ın 17.yüzyılda kurulmuş olan, Hans Christian Andersen’in 18 yıl yaşadığı yeni liman bölgesi. Yeni liman bölgesi diyorum ama artık liman hizmetini vermiyor. Gemilerin büyümesi sonucunda bölge daha çok teknelerin park ettiği turistik bir alana dönüşüyor.

Şehrin en güzel renkli binaları bu bölgede yan yana dizildiği için şehrin en güzel görüntülerini buradan alabilmek mümkün. Rengarenk görüntüleriyle insanı kendine hayran bırakan bu binaların her birinin altında, restoranlar, Kafeler ve barlar yan yana dizilmiş; “seç, beğen, birine otur” hizmeti veriyor. “The Longest Outdoor Bar in Scandinavia” yani “İskandinavya’nın en uzun açık alan barı” olarak ünlenen Nyhavn’a biz yılbaşı döneminde gittiğimiz için, Christmas panayırının da hala esintilerini sokakta bulmak mümkündü.

Yaz aylarında kanal kenarının gençlerin en çok vakit geçirdiği yer olduğunu okuduğum Nyhavn kış aylarında tabii yaz aylarındaki coşkuya ne yazık ki sahip olmuyor. Şakır şakır yağan yağmur, denizden gelen dondurucu rüzgar ile birleşince bizim gibi birkaç insan dışında dışarıdaki masaların keyfini süreni görmek çok nasip olmadı. Hatta bize deli gözüyle bakanların o kaçamak bakışlarını da yakalamadık değil hani 🙂 Şehrin genel soğuk dokusunun tersine sıcacık renkli binalarla çevrili olan bu küçük limandaki en eski bina 9 numaralı apartman olarak 1681’de kuruluyor.

17.yüzyıldaki deniz ticaretinde çok önemli bir yere sahip olan limanın olduğu yerde zamanında gemide çalışanlar için hizmet(!) veren salaş mekanlar varken ve şehirde yaşayanlar için biraz “adı çıkmış” bir bölge iken liman işlevini yitirip turistik bir yer olmaya başlayınca, mekanlar da form değiştirerek Kopenhag’ın en hoş mekanlarına dönüşüvermişler.

Harika binaları birbirine bağlayan köprü 1875’te tamamen ahşaptan yapılır ancak 1912’de yenilenir. Avrupa’daki her köprüde olduğu gibi burada da anahtarları kanala atılmış aşk kilitlerini görmek mümkün. Küçük Gezgin bölgedeki evleri oldukça beğense de, en çok ilgisini çeken şey tekneler ve panayırdan kalma stantlar oldu…

Amelienborg Sarayına ve Küçük Deniz kızı heykeline yürüme mesafesinde olan Nyhavn, aynı zamanda şehir merkezinden Stroget ve Kobmagegade alışveriş caddesindeki mağazalara baka baka yaptığınız uzun bir yürüyüş sonunda yine karşınıza çıkıyor. Amsterdam’ın dokusuna benzer bir dokuya sahip olan Nyhavn, öyle gözünüzde büyüteceğiniz kadar büyük bir bölge değil. Ufak tefek ama Kopenhag’ın simgesi haline gelmiş bir yer. Gitmeden olmaz dediklerimden.

20151226_131314

Nyhavn – Kopenhag

20151226_131815

Nyhavn – Kopenhag

7. Stroget ve Kobmagergade
Her şehrin bir alışveriş caddesi var elbet. Kiminde trafiğe kapalı kiminde değil. Trafiğe kapalı olanlara bayılıyorum çünkü çocukla geziyorsanız müthiş bir rahatlık oluyor. O koştura koştura takılsın dururken biz de elini bırakıp biraz özgürleşmesini sağlamış oluyoruz çocuğun. Tabii özgürleşen bir tek o olmuyor:) Gittiğimiz her şehrin alışveriş caddelerini mutlaka turlarız. Amacımız mağazalara girip çıkmak değil elbette. Ama, gittiğimiz saraylar, gördüğümüz kiliseler ve tarihi yapılar kadar alışveriş caddesinde otururken izlediğiniz insanlar da o şehre dair pek çok detay verir insana.

Kimi alışveriş caddesi panayır yeri gibidir mesela. Her köşesinde bir sokak sanatçısı olur. Bir konsere bir eğlence mekanına gitseniz inanın bu keyfi bulamazsınız. Kimisinde o kadar çok dilenci ve evsiz görürsünüz ki, şehrin ekonomik ve yapısına dair siz ipuçları verir. Kimisinde sokakta o kadar başka diller duyarsınız ki, şehrin kültürel yapısı hakkında bilgi verir.

Yani diyeceğim o ki, es geçmeyin alışveriş caddelerini. Kopenhag’ın alışveriş caddeleri neyse ki trafiğe kapalı. Biz de rahat rahat dolaşmak, bir banka oturup sokak sanatçısı bir gitaristin şarkılarını dinlemek şansını yakaladık. Küçük Gezgin’e waffle bir de dondurma aldık, ağzını yüzünü, üstünü başını batıra batıra, Disney mağazasındakilere hayran hayran baka baka gezdi durdu. Biz de fırsattan istifade karı koca şöyle bankta oturup belimizi dinlendirdik:)

Stroget Caddesinde Çakıl’ın en çok vakit geçirdiği yer Lego Mağazası oldu. Burası vitrinindeki legodan yapılmış devasa heykellerle dikkat çekiyor ama içerisi mahşer alanı gibi. O kadar kalabalık ki anlatamam. Hani bana kalsa hayatta girmem. Ama Çakıl girmek isteyince yapacak bir şey yok tabii, yan yan yengeç misali yürüyerek arkaya doğru ilerledik.

İyi ki de girmişiz içeriye çünkü mağazanın arka tarafında çocuklar için ufak bir oyun alanı oluşturmuşlar. Akşamın bir vakti olmuş, çocuğun ayaklarına karasular inmiş gezmekten, hastalıktan perişan olmuş. Tüm gün gıkını çıkarmadan ateşten kızarmış yanaklarıyla yanımızda gezen çocukcağızıma “tamam oynayabilirsin” dediğim an yüzünde beliren mutluluğu anlatamam. Biz de sevgilimle nöbetleşe olarak başında oturup 1 saatten fazla legolarla oynamasını izledik.

Yine bu caddenin en önemli yerlerinden biri de “Guiness World Records Museum”. Önünde kayıtlara geçmiş en uzun adamın heykelinin de bulunduğu müze oldukça dikkat çekici. Heykelin yanında benim dev gibi sevgilim bile minik kaldı düşünün artık:) Vitrininde yaşayan en uzun adam olan Türk Sultan Kösen’in de fotoğrafları yer alıyor. Küçük Gezgin burada çok keyifli vakit geçirdi.
1962’den beri Avrupa’nın en uzun trafiğe kapalı alışveriş caddelerinden biri olan Stroget, bir kilometrenin üstünde bir uzunluğa sahip. Stroget Caddesiyle bağlantılı olan Kobmagergade caddesi de Kopenhag’ın en yoğun alışveriş caddelerinden biri. Şehir merkezinin en çok insan görebileceğiniz bu caddelerde bir tura atmadan, şehrin nabzını şöyle bir dinlemeden dönmek olmaz!!!

Stroget - Kopenhag

Stroget – Kopenhag

Küçük Gezgin ile Kopenhag’da gördüklerimizin yarısı bu yazıda yarısı da Küçük Gezgin Kopenhag’da – Bölüm 3-‘te sizlerle:) Daha neler var neler:)

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir