KÜÇÜK GEZGİN SIRBİSTAN’DA

Sırbistan mı? Hımmm… Şöyle bir düşündüğüm zaman tatil planlarımızın içinde hiç yer almayan bir yerdi. Balkanlara bir yaz tatilinde gidelim diyorduk ama bir kış tatilinde Sırbistan aklımızın ucundan bile geçmiyordu. Ama hayat işte… Bir baktık Sırbistan’dayız.
2014 yılı en az seyahat olduğumuz yıllardan biri oldu. Tabii tatilsiz geçen günler bizi en sonunda patlama noktasına getirdi ve bir gün çığlıklar atarak bilgisayar başına oturduk. Kesinlikle bir yerlere gitmeliydik ama en ucuzundan ve kolayından olmalıydı. İşte kafamızı oldukça cimri bir şekilde çalıştırırken karşımıza Sırbistan çıktı. Ne de olsa Shengen vizesi istemiyordu ve oldukça ucuz bir ülkeydi. Belgrad’a dair güzel şeyler okudukça bir anda kendimizi gecenin bir yarısı biletlerimizi almış bir şekilde bulduk. Pegasus ‘un herzaman ki gibi süper kampanyası sayesinde oldukça uygun fiyata aldığımız biletlere bir de booking.com ‘dan otel ekleyince rahat bir uyku çektik. Ama tabii şeytan durmadı. Dürttü de dürttü bizi. Ertesi gün de arabayı kiraladık. Amaaa… Belgrad’a gideceğimizi duyan istisnasız her kişinin dudaklarında pek alaycı bir gülümsemeyle “Aaaaa Belgrad ormanlarına mı gideceksiniz” geyiği yüzünden şehirden daha gitmeden soğuyacaktık ki; bir süre sonra baktık ki abim, ablam, en yakın arkadaşlarımız dahil olmak üzere herkes aynı espriyi yapıyor bizim vücut da bir süre sonra mecburen buna alıştı. Bu geyik sayesinde Belgrad hakkında araştırma yaparken Belgrad Ormanı isminin Kanuni’nin şehri ele geçirdiğinde Hristiyan nüfusun İstanbul’daki Belgrad Ormanı diye adlandırılan bölgeye getirilmesinden geldiğini de öğrenmiş olduk. Eee.. boşuna dememişler her geyikte vardır bir hayır diye:))
Sırbistan tatilimiz için her kış tatilimizde olduğu gibi Christmas haftasını seçtik. Hep söylerim yine söylerim, söylemekten de hiç bir zaman bıkmam. Kış tatili planı yapacaksanız mutlaka bu zamanı tercih edin!
Biz Sırbistan gümrükte herhangi bir problem yaşamadık. Ama ilginç uygulamalara tanık olmadık değil. Uçaktan inerken mutlaka pasaportlarınız elinizde olsun çünkü daha uçaktan indiğiniz an polisler sert bir ifadeyle pasaportlarınızı görmek istiyor. İfadelerinin haşin olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Hızlı bir şekilde daha önceki vizelerinizi inceleyip asıl pasaport kontrolüne gitmeniz için sizi azad ediyorlar. Havaalanında elinizdeki Euro’yu dinara çevirebilmeniz için hem makinalar hem de döviz bürosu bulunuyor. Şehirdeki döviz bürolarıyla aynı kurda işlem yapıyorlar. Paranızı çevirmenizi tavsiye ederim çünkü Euro olarak kullandığınızda biraz daha pahalıya mal oluyor ki; dışarıda pek çok yerde de Euro geçmiyor zaten.
Sırbistan’da sigara içme yasağı yok. Bu yasağa hem Türkiye’de hem de gittiğimiz tüm Avrupa kentlerinde o kadar alışmışız ki açıkçası şoke olduk. Restoranların içini dumandan görmek mümkün değil. Bu durum bizim gibi çocukla gezenler için oldukça zor bir durum. Biz Küçük Gezgin’i bu duman altı yerlerden korumak için üstün bir çaba gösterdik diyebilirim. Soğuk, ayaz, yağmur, kar demeden dışarıda yemek yedik. Hatta bu durum bazı garsonları oldukça rahatsız etti ve bir kaç restoranı terk etmek zorunda kaldık. Küçük Gezgin Çakıl neyse ki soğuğu pek takmayan bir çocuk olduğundan “yok üşüdüm, yok içeri giricem, bu biz gibi havada kafayı mı yediniz bizim dışarıda işimiz ne?” gibi sorular sormadı da öyle rahat rahat dışarılarda takıldık. Sadece iki gece canlı müzik dinleyebilmek için restoranların içinde yemek yemek zorunda kaldık ki; otele geldiğimizde  üstümüzdeki kokuyu size tarif etmem mümkün değil… Sırbistan’da acilen sigara içme yasağı için kampanya başlatılmalı!
Benden size tavsiye; trenlerin ve otobüslerin ulaşamayacağı yerlere gitmek gibi bir isteğiniz yoksa araba kiralamayın. Sırbistan’da araba kiralamak inanılmaz ucuz ama oldukça dertli. Çünkü park sistemi herhalde dünyanın en karışık park sistemidir. Bizim anlayana kadar göbeğimiz çatladı;  sevgilimin otuzbeş metrekareye yakın bir göbeği bile çatladıysa hakikaten hiç bu işe girmeyin derim:)) Şehri “zone” dedikleri bölgelere ayırıyorlar. 1.zone, 2.zone ve 3.zone’un renkleri ve saatleri farklı. İlkönce bir telefon firmasına gidip bizdeki hazırkartlardan alıp içine kontör yükletmeniz gerekiyor. Ammmaaa bunu yapabilmeniz için önce biraz da olsa İngilizce bilen birilerini bulmanız gerekiyor. Kontür yükledikten sonra her park ettiğiniz yerde yazan numaraya mesaj atıyorsunuz. Ama bununla bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Daha neler var neleeeer… Üç saat yer aradıktan sonra bulduğunuz yerde süreniz dolduğunda park ettiğiniz yeri terk etmek zorundasınız. Neeeee!!! Bu bir delilik! ama bununla da bitmedi; keşke bitti diyeceksiniz.  Tekrar aynı “zone” a park edemiyorsunuz. Diğer iki bölgeden birinden park yeri bulmak için yırtınmak ve aynı şeyleri tekrar yapmak zorundasınız. bu saçma sapan, insanı çığrından çıkaran durum iki tane park cezasıyla taçlandı!!! Delirmemek içten değil. Yani benden size söylemesi, paşa paşa binin otobüslere, taksilere gidin gideceğiniz yerlere. Sadece Belgrad’a gidiyorsanız zaten arabaya KESİNLİKLE gerek yok. Gezilecek her yer yürüme mesafesinde. Biraz daha dışarıları görmek istiyorsanız da geç saatlere kadar otobüs hatları var. Başka şehirlere gidiş gelişler de trenlerle ve otobüslerle oldukça rahat ve ucuz. Bizim ödediğimiz otoban ücretlerini de düşünürsek; trenin keyfini kaçırmayın derim:)
Sırbistan’da güzel olan şeylerden biri, yaşam geç saatlere kadar sürüyor. Avrupa’da 5’te suratına kapanan kepenklere öyle alışmıştık ki; burada geç saatlere kadar açık olan mağazalar ve marketler bizi oldukça şaşırttı. Dolayısıyla da sokakta geç saatlere kadar insan görmek mümkün oluyor.
Gelelim Christmas’a… Bizim kış aylarında yurt dışı seyahatimizin tek amacı Christmas ruhudur. Sokakların o ışıltısı, Christmas panayırları, geç saatlere kadar süren konserler, etkinlikler. Sırbistan’da bu ruh oldukça azdı. Yani bu durum bizi hayal kırıklığına uğratmadı değil. İtalya’daki, Almanya’daki o güzelim panayırları gördükten sonra buradaki Christmas panayırlarına panayır demek inanın haksızlık olur.. Evet sokakları ışıklandırmış, süslemişler felan ama… O kadarını bizim sokaklarda da yapıyorlar canım… Tabii bu arada Belgrad ve çevresinde daha çok Ortodoksların yaşadığı ve onların da Christması 25 Aralıkta değil de 6 Ocak’ta kutladıklarını öğrenmek de beni şaşırtmadı değil doğrusu. Böyle bir şeyden haberim bile yoktu… Bu durumun bizim için avantajı ise normalde 3 gün Christmas tatili yapıp uyuyan şehir moduna girmelerinden kurtulmuş olduk:)
Sırbistan’ın en güzel yanlarından biri genel olarak hakim olan rengin yeşillik olması. Belgrad, Novi Sad, Subotica… Gittiğimiz her şehir ağaçlarla kaplı, göz alabildiğine yeşil. Belgrad’da daha çok yaprak döken ağaçları diktikleri için sadece geriye kalanlarla yetinmek zorunda kalıyorsunuz ama…bir bahar ayında şehrin ne kadar harika olabileceğini ağaçlara bakıp da hayal etmemek mümkün değil.
Sırbistan’da yemek kültürünü internetten araştırırken börekleri hakkında olan övgüleri duyup sabah kahvaltılarımızı değişik yerlerin değişik böreklerini deneyerek yaptık. Gerçi İzmir Urla’da yaşayan birinin Boşnak böreklerini adı gibi iyi bilmesinden ötürü bize hiç yabancı olmayan  tattlardı. Ama yine de oraya kadar gitmişken de hepsini denemeden dönmek olmazdı. Eğer Boşnak böreğinin lezzetini bilmiyorsanız işte size fırsat; bizim yaptığımız gibi her çeşidinden tatmadan dönmeyin. Dilim pizzaları çok şaşırtıcı değiller ama denemeye değer. Küçük Gezgin böreklere bayıldı ama o yaştaki çocuğu en çok mutlu eden şey çeşit çeşit pizza denemek oldu tabii:) Çok ünlü Sırp kebabı da İzmir tire köftesinin aynısı olunca Sırp mutfağına dair bizim ağzımızı açıkta bırakan bir şey olmadığını söylemeliyim. Ama bu bizim İzmir’de yaşamamızın bize attığı kazık oldu. Sizi bu tatların oldukça mutlu edeceğinden eminim:) Özellikle et yemeklerini kaymakla sunmalarına bayılacaksınız:) Bizi en çok mutlu eden şey canlı müzikleri oldu ve sırf bunun uğruna iki gün restoranlarda sigara dumanı altında yemeğimizi yemek zorunda kaldık. En az bir akşamınızı gayet güzel bir restoranda yerel müziklerini dinleyerek yapmalısınız. Eğer harika canlı müzik yapan bir restoranda yemek yemez, o müziğin ertesi gün bile kulağınızda çaldığını hissetmezseniz inanın Sırbistan’a gitmiş sayılmazsınız…
Biz Küçük Gezgin ile 2014 yılının en son günlerini Sırbistan’da geçirdik. Küçük Gezgin’in çok keyif aldığı gezimize Belgrad’dan başladık, Novi Sad ve Subotica ile tamamladık. Yazının devamı Küçük Gezgin Belgrad, Küçük Gezgin Novi Sad’da ve Küçük Gezgin Subotica’da başlıkları altında:)) Buyrun efendim:)

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir