KÜÇÜK GEZGİN’İN İKİ DİL MACERASI

Küçük Gezgin’in ikinci dil macerası aslında ben hamileyken başlamıştı bile. Bundan onun haberi yoktu ama beynim takılmış plak gibi sürekli bana “bu çocuk iki dilli yetişmeli” deyip duruyordu…Beyin işte sus deyince susmuyor. Hele benim ki hiiiiiç!!! Yani uzun ince bir yoldayım…Gidiyorum gündüz, gece… girdik bir meşakkatli yola…

Araştırmalarım o koca göbeğimle evde iki seksen yatarken başladı. Bu konuyu sevgilime sıkıla sıkıla açtığımda bunun süper bir fikir olduğunu söyleyerek beni çok şaşırttı. Ne de olsa bir Anadolu erkeğiydi:)) Tabii onun gösterdiği güzel tepkileri çevremdekiler pek göstermediler. Olsun yola devam dedim. Yalnız ortada bir sorun vardı. O da benim muhteşem İngilizcemdi:)) Ne de olsa yıllarca Amerikalarda yaşamamıştım ya da yabancı kökenli bir aileden değildim. Üniversiteden sonra kısa bir süre İngiltere’de bulunmuştum ama bu deneyimin üstünden çok uzuuuun seneler geçmişti. Bu “Angara” aksanlı çat pat İngilizcemle kızıma ne kadar İngilizce verebilecektim? Tartışılırdı…. Kısa bir süre tereddütte bulunduktan sonra; battı balık yan gider dedim. Alt üstü o da “Angara” aksanlı olurdu. Yeni bir ekol yaratırdık belki de:)) Evet kararımı vermiştim. Doğduğu andan itibaren kızımla İngilizce konuşacaktım.
Evet konuşacaktım, peki öyle mi oldu?
Tabii ki hayır!!!
Onu kucağıma verdikleri an İngilizce mingilizce hiç bir şey düşünmedim bile… Hatta günlerce, aylarca aklıma bile gelmedi. Sanki ben değildim haftalarca araştırma yapan. Ama doğumda sanki doktorlar bebekle birlikte annenin beyninin yarısını da alıyor. Sonra sonra anladım ki: bir anneydim artık ve beynimin yarısı 7/24 Çakıl’a ait olacaktı. diğer yarısı da oldukça yorgundu:))
Ne zaman ki Çakıl yürüdü…Konuşmaya başladı…İnek sütü alerjisi geçti… Anne sütü emmeyi bıraktı…İşte o zaman beynimin uyuyan tarafı yavaş yavaş uyanmaya başladı. Diğer yarısını soruyorsanız o sanırım ömür boyu 7/24 Çakıl’a ait olacak:))
Ben bu derin uykudan uyanmaya başladığımda Çakıl 13 aylıktı ve ben bir gün içinde onunla Türkçe konuşmayı bırakıp İngilizce konuşmaya karar verip uygulamaya başladım. Ona güzelce bir açıklama yamayı çok görmedim tabii:)) Evet çılgınca ama bir günde hoooop evde her şey değişiverdi…Okuduğum Türkçe kitaplar ortadan kalktı, çizgi film kanalları İngilizceye çevrildi ve çocuk şarkıları İngilizce oluverdi. Artık ortada sürekli İngilizce konuşan bir kadın ve bir hafta boyunca onu gözleri fal taşı gibi açılmış sessiz sessiz izleyen bir küçük kız vardı… Zorlandım… Hem de çok, fakat azmettim! Ve bir kelime Türkçe bile konuşmadan geçirdiğim bir haftanın sonunda Çakıl İngilizce sorularıma beden diliyle cevap vermeye başladı. İnanılmazdı ama sadece bir hafta sonunda beni anlamaya başlamış, üstelik bir çeşit cevap vermeye başlamıştı. Bir hafta sonra, haftada bir gün bir saat Amerikalı bir öğretmenle oyun grubuna gitmeye başladı. Artık maceramız dört duvarın dışına da çıkmış; Çakıl İngilizce sosyalleşmeye de başlamıştı. Gerçi bu sadece beden diliyle gerçekleşen bir sosyalleşmeydi ama sosyalleşme sosyalleşmedir nihayetinde öyle değil mi?

Çakıl’ın bu aktivitesinden ben de çok güzel arkadaşlıklar edinmeye başladım ve oyun grubu dışında haftada bir İzmir’deki yabancı annelerle ev buluşmalarına gitmeye başladım. Çakıl’ın birden bire her milletten arkadaşı olmaya başlamıştı. İngilizce konuşmaya başlamamın üstünden sadece 3 ay geçmişti ki; Çakıl yaklaşık 100 eylem ve 150’nin üstünde kelimeyi kartlarla bana gösterebiliyordu. İnanılmazdı, o bomboş bir sünger gibi olan beyni her verdiğimi, her söylediğimi alıyor da alıyordu…Mucizevi bir şeydi bu. Yabancı arkadaşlarımın Çakıl yaşındaki çocuklarının aynı evde değil 2, 3 hatta 4 dille yetiştiklerini görünce ne kadar doğru bir karar verdiğimi çok daha iyi anladım. Çakıl’ın 1,5 yaşındayken Alman arkadaşına hayır demek istediğinde “hayır Fabian, no, nein” dediğinde kahkahalara boğulmuş ve bir dünya vatandaşı yetişiyor diye çok sevinmiştim.

Çakıl 2 yaşına geldiğinde haftada 3 gün ingilizce oyun gruplarına gitmeye başladı. Bu oyun gruplarına anne-kız katılıyor ve çok eğleniyorduk. Her geçen gün öğrendiği şeyler artıyor ama yine de sadece kelime bazlı konuşuyor cümle kurmuyordu. Hatta 2 kelimeli Türkçe cümleyi 8 aylıkken kuran Çakıl’ın Türkçe bile konuşamadığını söyleyebilirim 2 yaşındayken:(( Evet benim birden bire dil değiştirmem onun da konuşmasını geciktirmişti ama olsun… Ne de olsa bir gün konuşacaktı değil mi? Er ya da geç konuşacak hatta bana çektiyse hiç susmamacasına konuşacaktı. Demek ki ortada korkulacak bir şey yoktu:))

Çakıl 3 yaşına geldiğinde kreşe başlamasına karar vermiştik. Benden sıkılmaya başlamış, fazla sosyal olan çocuğum sürekli arkadaş arayışı içine girmişti. Bu durumu gören herkes ikinci kez anne olmamın vakti geldiğini söylese de…hooop…yattım kulağımın üstüne, duymamazlıktan geldim her şeyi. Ne de olsa Çakıl’ın kreş çağıydı ve durum sadece bunun ispatıydı. İki dilde eğitim veren kreş arayışım evime çok yakın açılan Amerikan Kültür Derneği Okulu ile son buldu. Yarım gün gitmesini beklerken “ben heyzaman okula gitmek istiyoğum” deyince emir demiri keser dedik ve tam gün kreşe gitmeye başladı.
Çakıl 5 yaşını geçtiğinde anaokulunu Amerika’da bitirmesine karar verip 3 aylık Amerika’daki dil eğitimiylede ingilizce olayını hemen hemen hallettik. (Amerika macerası blogda detaylarıyla)
Çakıl  bu yazıyı yazdığım sırada 5,5 yaşında. Hem İngilizce hem Türkçe eğitimine devam ediyor. Tüm izlediği filmleri İngilizce izliyor, ona okuduğum tüm kitapları İngilizce okuyorum. Artık filmlerden öğrendiği pek çok kelimeyi bana öğretiyor; yanlış cümle kurduğumda beni düzeltiyor. Detaylı sorularına cevap veremediğimde beni bunaltıyor; sonuca ulaşamazsa sözlüğümü ya da bilgisayarımı getirip İngilizcesini bulmamı istiyor. Okuduğum kitapları birebir babasına Türkçeye çeviriyor. Yurtdışına çıktığımızda insanlarla şaşırtıcı derecede İngilizce konuşuyor. Türkçe bildiğini bildiği insanlara ise sadece yan gözle bakıp, Türkçe konuşmayı tercih ediyor.
Uzun zaman Almancılar gibi yarı İngilizce yarı Türkçe konuşan Çakıl artık sade, güzel, yalın cümleler kurabiliyor.
Evet biz Çakıl’la böyle bir maceraya atıldık.
Bu çocuğuma kendi dilimle aguduk buguduklar yapamadığım, beynim Türkçe düşünürken İngilizce konuştuğum, bazen tıkanıp da bir cümle bile kuramadığım, kaynak bulmakta çok zorlandığım, insanların beni bol bol eleştirdiği, hatta görgüsüz bulup güldüğü bir süreç ama olsun. Her şeye değer. Şu anda “beni İspanyolca ve Fransızca kursuna gönder” diye yalvaran bir kızım var:)) Ne mutlu ki Küçük Gezgin Çakıl, bir dünya vatandaşı olacak; onun gezgin ruhunu diliyle besleyebileceği bir yaşamı olacak.
Kim ne derse desin. Bir daha olsa bir daha yaparım. Keşke daha çok dil bilseydim de daha çok  dil öğretebilseydim!!!

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir