KÜÇÜK GEZGİN DÜSSELDORF’DA

Küçük Gezgin ile Düsseldorf’a 2010 Temmuz ayında gittik. Düsseldorf bizim Amsterdam, Rotterdam, Den Haag, Köln ve Lüksemburg rotamızın bir ayağı idi. Biz Amsterdam’a İzmir’den Sunexpress ile uçarak oradan Düsseldorf’a geçtik, ama Türkiye’den direkt uçuşlar da var ve burası, rahatlıkla gelinip bir süre tatil yapılabilecek biryer. Düseldorf’a gittiğimizde, Küçük Gezginimiz Çakıl 8,5 aylıktı ve hava muhteşemdi.
Arabamıza tam da merkezde süper bir park yeri bulunca (ki bu durum hele ki Avrupa’da kolay kolay insanın başına gelebilecek birşey değil:)) şehrin merkezini baştan aşağı gezebildik.
Avrupa’da özellikle Almanya’da, yollarda lüks arabalar görmek çok şaşırtıcı değildir. Ancak Düsseldorf şu ana kadar gördüğümüz şehirlerden daha farklıydı. cumartesi günü olmasından dolayı sokaklar insan kaynıyordu ki bu alışılagelmiş bir durumdu ammmaaa… Caddelerdeki arabaların güzelliği, lükslüğü pek de alışılagelmiş bir durum değildi ve ağzımızı resmen açık bıraktı. Özellikle sevgilim bir süre kendine gelemedi:)) Kırmızı ışıktaki arabalara bakmaktan bir kaç kez yeşil ışığı kaçırdığımızı da bir not olarak belirteyim… Bir kırmızı ışıktaki arabaların toplam fiyatına Türkiye’nin cari açığı kapanır nerdeyse…
Ünlü alışveriş caddesi Königsalle ise, açık alan podyumu gibi bir yer. Kadınların çeşit çeşit şapka ve inanılmaz şık kıyafetlerle gezdiği, erkeklerin de bir o kadar şık olduğu bu cadde, alışveriş tutkunları için kendilerini kaybedecekleri bir cadde. Yalnız… Ben elimdeki bebek çantasıyla, onlar ellerindeki alışveriş çantalarıyla gezerken durumun benim açımdan pek de iştah açıcı bir durum olmadığı aşikar. Sırtımdaki sırt çantasından bahsetmiyorum bile…

Ama bizim asıl şansımız festival zamanı gitmiş olmamız ki eğer bir şehri en güzel haliyle görmek istiyorsanız mutlaka festival zamanlarını araştırıp gitmelisiniz derim. Kışın ise tabii ki Christmas. Nehir kıyısındaki büyük eğlence panayırının açıldığı, sokaklarda açık alan barlarının kurulduğu, her yerden sosis kokularının geldiği bir günde gitmiş olduğumuz için gerçekten çok keyifli vakit geçirdik.
Küçük Gezgin Çakıl, havanın güzelliği ve nehir kenarının cıvıl cıvıl olmasının tam anlamıyla tadını çıkardı. Sanırım bu kadar kalabalığı kısacık ömrü hayatında ilk kez görüyor olmasındandır ki; şaşkın şaşkın etrafa bakıp durdu. Tabii Almanya’da sarışın popülasyonunun yoğun olmasındandır ki; kendisine gösterilen ilgiden son derece mutlu; etrafa gülücükler atmayı da ihmal etmedi:))
Nehrin tam karşısına kurulan eğlence parkına gitmek istedik ancak o kadar uzun kuyruk vardı ki, sıraya girmeyip etrafı izlemenin tadını çıkaralım dedik. Arabayla yanından geçerken gördüğümüz kalabalık dudak uçuklatan bir kalabalıktı. (İtiraf etmeliyim ki şimdiki kafam olsa o neredeyse bir milyon insanın olduğu kalabalığa girer o atmosferin tadını doya doya çıkarırdım… Acemi annelik işte; o kadar kalabalık da çocuğun heder olacağı düşüncesi içimi kemirdi ve uzun sırayı görünce de hemen vazgeçtim gitmekten… Ama bu son oldu!!! Bundan sonraki hiç bir tatilde içimde bir şeyin kalmadığını söylemeliyim. Küçük Gezgin Çakıl, bize ayak uydurmayı, her ortamda bulunmayı öğrenmeliydi ve nitekim de öyle oldu. Bu da benim Düsseldorf tatilinden çıkardığım ders oldu:))
Panayıra gitmedik ama Altstadt, eski şehrin binaları, kutlamalar ve küçücük ara sokaklarındaki açık alan barları, bandolar, hava fişek gösterileri Küçük Gezginimiz ve bizim çok güzel vakit geçirmemizi sağladı. Ama bayıldığımız şey, büyük bisiklet şeklindeki hareket halindeki barlar oldu. Kocaman bar şeklindeki bisikleti 8-10 kişi hem içerek, hem sohbet ederek sürüyorlar. Bu eğlence görülmeye hatta bir zahmet çıkıp üstüne yaşanmaya değer. Gerçi biz bebek arabamızın azizliğine uğradık ama eğer denk gelirseniz siz mutlaka yaşayın derim:))

Nehir kenarında yan yana dizili restoran ve barlarda oturup vakit geçirmek çok keyfili. Bira içip karides yemeniz şiddetle tavsiye edilir. Ben karides kısmını hallettim ancak o dönemde küçük gezginimiz hala anne sütüne devam ettiğinden bira keyfini sevgilime bıraktım mecburen… Ama bu durumun bende nasıl bir travmaya neden olduğunu, içimde kopan fırtınaları, gözlerimden fışkıran ateşi kelimelerle ifade etmem mümkün değil. Almanya gibi yerde 30 derecenin üstünde bir sıcak, ışıl ışıl güneşin altında herkes buz gibi bira içmenin tadına varıyor; karşımda koca göbekli sevgilim lıkır lıkır birasını içerken ben sadece yutkunmakla ve bir bardak kola içmekle yetiniyorum…. Adalet istiyorum… Bizdeki de sabır yani!!!

Biz Küçük Gezgin Çakıl ile Düsseldorf’u çok sevdik.Bunda festivalin etkisi de büyük tabii. ama bence gidip görülmeye değer bir yer. 1-2 gün en azından bu şehirde vakit geçirmek, nehir kenarında oturup bişeyler yiyip içmek çok keyifli olacaktır. Bizden tavsiye etmesi…Gerisi size kalmış.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir