KÜÇÜK GEZGİN MÜNİH’TE

Küçük Gezginimiz Çakıl ile birlikte, Münih’i 2011 yazı ve 2012 kışı olmak üzere iki kere ziyaret ettik. Münih gezmek istediğimiz yerler için çok güzel bir başlangıç noktası oldu bizim için. Lufthansa ‘nın İzmir’den direkt Münih’e uçması da ayrı bir güzellik tabii:))
Münih’e ilk 2011 Temmuz ayında gittik. Küçük Gezginimiz Çakıl 20 Aylıktı, hava muhteşemdi, Münih muhteşemdi, biz muhteşemdik:)) Tadı damağımızda kaldı desem yeridir yani:)) Münih’e gitmeden önce, trip adviser’dan bolca araştırma yapıp, booking.com’dan otelimizi ayarlayıp; europcar ‘dan da arabamızı ayarlayıp tüm rotamızı belirlemiştik. Rotamız, Münih, Prag, Viyana, Budapeşte, Bratislava, Salzburg ve tekrar Münih’ti. Bu 10 günlük tatilde Münih’te toplam 3 gece kaldık.
Marienplatz, Münih şehrinin kalbinin attığı meydan. St. Peter kilisesi, Eski (Altes Rathaus) ve Yeni Belediye Sarayı (Neus Rathaus) şehrin tam merkezinde işlemeleriyle oldukça dikkat çeken yapılar. Eski Belediye Sarayı 15.yüzyıl, Yeni Belediye sarayı ise 1900lerin başından bu yana tarihe tanıklık ediyor. Binaların üstündeki işçilikler göz dolduruyor. Kafamız yukarıda detayları incelemekten boynumuz tutuldu desem yalan olmaz. Münih’in en bilindik yapılarından biri olan Glockenspiel (carillon) Yeni Belediye Sarayı’nın üstünde 20.yüzyılın başından beri figürleriyle dikkatleri üstüne çeken Saat Kulesidir. Saatin üstündeki figürler saat 11,12 ve 17’yi vurduğunda, 1500’lü yıllarda Marienplatz’daki veba salgınının sona ermesi için dönerler. Şehrin tam ortasındaki bu yapılara bak bak doyamadık desem yeridir. O kadar çok ince işçilik var ki; her baktığında insan yeni bir figür fark ediyor. St. Peter’s Kilisesinin 91 metrelik kulesine çıkıp, Münih şehrine kuşbakışı bakmanız mümkün. Bence bu fırsatı kaçırmayın:)
Karlsplatz’daki en önemli yapılardan biri Justizpalast (Palace of Justice) yani Adalet Sarayı. Barok görünüşüyle ve 67 metre yüksekliği ve cam tavanı ile göz dolduran bu yapı 1800’lü yılların sonundan beri Bavyera Bölgesine hizmet veriyor. Avrupa’nın en büyük yeraltı çarşısı Statchus Pasagen’de Karlsplatz’ın altında yer alıyor.
 
 Şehrin en yeşil, en nefes alınası yerleri ise 1600’lerin başından beri içindeki eski ordu müzesiyle Hofgarten ve 1700’lerin sonundan beri dünyanın en büyük parklarından biri olan Englischer Garten (İngiliz Bahçesi). Gezmekten yorulup şöyle bir dinlenmek istediğinizde, ya da parkı baştan sona gezip doğayla baş başa kalmak istediğinizde bu güzel bahçeler sizi bekliyor.
Bizim en çok sevdiğimiz yerlerden biri ise Viktualienmarkt oldu. Açık alanda kurulmuş masalar, mis gibi kokular ve harika bir kalabalık arasında sosis yemek ayrı bir keyif oldu bizim için. Yaz-kış bu meydanda sürekli bir hareketilik sürekli bir koku… Süs eşyaları satılan yerlerden gelen lavanta kokularından bahsetmiyorum bile…
Eskiden şövalyelerin çarpıştığı meydanlar şimdi trafiğe kapalı, yayaların gece gündüz sokak müzisyenleri ve sanatçılarının gösterilerini izleyebildiği meydanlar haline dönüşmüş. Biz oradayken  Münih kış olimpiyatlarına aday olduğu için merkezde pek çok eğlenceli etkinlik yapıldı. Bu da bizim Münih gezimizin harika bir hal almasını sağladı tabii:))
Münih’te en çok yediğimiz şey şinitzel oldu. Bir şinitzel bu kadar çok çeşit yapılabilir mi arkadaş…yapılabilirmiş; yok mantarlısı yok elmalısı yok o…yok bu… Yahu biz yağda kızartıp yeriz; oysa ne çok çeşidi yapılabiliyormuş bunu öğrendik. Küçük Gezginimiz de bayıldı şinitzellere, afiyetle şapur şupur yedi.

Münih’te en çok merak ettiğimiz yerlerden biri olimpiyat parkıydı. Metroyla gitmek Küçük Gezginimizin çok hoşuna gitti. Olimpiyat statının içinde bulunduğu park bizim tüm gün vakit geçirdiğimiz, piknik yapıp eğlendiğimiz harika bir yer oldu. Şansımıza bizim gittiğimizde Alman kanalı için tarihi bir dizi çekimi vardı ve ortalarda 1930 ‘ların kıyafetleriyle insanlar geziniyordu. O yemyeşil parkta çok hoş bir atmosfer oluverdi bir anda:)) En büyük şansımızdan biri Olimpiyat Parkının içindeki Tollwood festivaline denk gelmiş olmamız. Festivalden dolayı park’ta çeşit çeşit stantlar, müzik gösterileri ve etkinlikler vardı. Sadece gündüz gezmeyi düşündüğümüz parkı bu festivale denk geldiğimiz için gece yarısına doğru ancak terkettik. Küçük Gezginimiz de biz de parktan inanılmaz keyif aldık:)) Bu festivale denk gelen haftada Münih’e gelmeniz bence bir ayrıcalık olabilir. Bizim gönlümüzde yatan Octoberfest olsa da; bu festivalle yetindik şimdilik…En azından Küçük Gezginimiz biraz daha büyüyene kadar:))

Gerçi Octoberfest’e bizimle gelmek isteyeceğinden pek emin olmamakla birlikte; umut dünyası işte:))

Münih’e gittiğimizde arabayla gitmek çok kolay olduğu için en çok ama en çok görmeyi istediğim şey, yıllar önce bir posterde gördüğüm ve masallardan fırlamışcasına görüntüsüyle; gerçek olmasına inanmakta zorluk çektiğim Neuschwanstein Şatosu idi. Küçük Gezginimizin de şatoyu çok seveceğini düşündük. Genelde sisli ve ya karlı görüntüsünün kartpostalları süslediği bu Şato, yaz ayı olmasına rağmen dağın tepesindeki gösterişli duruşuyla beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı.  Küçük Gezginimiz Çakıl şato ve kalenin içinde ve müzelerde sessiz olması ve bir yerlere dokunmaması gerektiği gerçeğiyle burada yüzleşmiş oldu. Kalenin içinde, İsa peygamber resmine “İsa Amca” diyerek bizi kahkahalara boğdu:)) Buna o kadar çok güldük ki o derin sessizliği hep beraber bozmuş olduk:)) Şatoya shuttle ve ya atlı arabalarla ya da yürüyerek çıkılabiliniyor. Biz shuttle ile çıkıp yürüyerek inmeyi tercih ettik. Shuttle sırası beklemek biraz zamanımızı alsa da, çinli ve japon turistlerin Küçük Gezginimizle bolca ilgilenmeleri ve milyonlarca fotoğraflarını çekmeleri sayesinde eğlenceli geçti. Çinlilerin çektiği onca fotoğraftan sonra kızımızın oyuncak bir bebeğini yaparlar mı acaba diye merak etmedik değil doğrusu:)) Zira yolda yürürken bile durdurup Çakıl’ın deli gibi fotoğrafını çektiler .

Kral Ludwig’in harika bir ormanın içinde; göl ve şelale manzaralı Şatosu kadar, içinde bulunduğu ortam da bizi büyüledi. Kral ağzının tadını biliyormuş doğrusu:)) Alp dağları birtarafta, yemyeşil bir orman, muhteşem bir göl…Şelale…Ne ararsan var; daha ne olsun…Dağlardan akan buz gibi sulardan oluşan gölünde soğuktan çığlık çığlığa yüzenleri izleyen Küçük Gezginimiz çok yüzmek istese de dondurucudan yeni çıkmış dondurma kıvamındaki suya sadece ayaklarımızı sokmakla yetinebildik.

Münih’i yaz ayında gezmenin tadı bir başkaydı ama ikinci kez gittiğimizde Christmas zamanıydı ve aldığımız keyif inanılmazdı. 2012 Aralık ayındaki rotamız Münih, Stuttgart, Heidelberg, Frankfurt, Nurnberg ve tekrar Münih’ti. bu 10 günlük gezimizde Münih’te yine 3 gece kaldık ve ışıl ışıl sokaklarda gece yarılarına kadar eğlendik.

Biz gitmeden bir hafta önce dondurucu bir soğuk ve karla boğuşan Münih; biz İzmir’den yola çıktığımızda İzmir 7 dereceyken 13 dereceydi. Yani Münih ikinci kez bizim yüzümüzü güldürmüş ve yine bizi çok mutlu etmişti.
Marienplatz ve Karlzplatz’daki Christmas pazarlarının yanı sıra ara sokakların küçük meydanlarında bile varillerde yanan ateşler ve mis gibi sıcak şarap kokusu insanın içini ısıtıyordu. Christmas için kurulan panayırlar Küçük Gezginimiz içinde süper oldu; ne de olsa bir köşede oyuncak satıyorlar, diğer bir köşede çikolataya bandırılmış muzlar, çilekler… Zaten iştahlı olan Çakıl her alanda şiş, sosis, çikolatalı meyvalar; yedi de yedi…Tatil sonunda gıdısı çıkmıştı bile:)) Noel baba ve geyiklerin canlandırıldığı alanlarda ise keyfine diyecek yoktu doğrusu.
Christmas zamanı Münih gündüzleri ayrı bir keyif, geceleri ayrı bir keyif . Bir şehir Christmas-yeni yıl zamanı bu kadar güzelleşebilir mi yahu? Gerçekten sanki bambaşka bir şehre dönüşüyor. İnsanlar soğuk demeden sürekli dışarıda, sürekli bir hareketlilik… İnsana inanılmaz enerji veren, içini ısıtan, keyif veren bir ortam. Küçük Gezginimiz de biz de Münih’in bu haline bayıldık doğrusu:))

Münih’e bir önceki gittiğimizde görmek istediğim Neubeuern köyüne bu sefer gidebildik. Neubeurn köyü geleneksel evleriyle ünlü olan bir köy. Münih’e de yaklaşık 40 dakikalık uzaklıkta. Köy beklediğimden daha küçük bir köy hatta baya küçük; ama evleri gerçekten çok cici. Köyün evlerinin üstündeki resimler, pencerelerindeki danteller her şey çok otantikti ama ufacık olan köyü gezmek 15 dakikamızı bile almadı. Hava çok soğuktu ve köyde çok hoş bir mekan olan Haschel’s Cafe’yi bulduk. Sizin de bu Cafe’yi bulmamanız köy küçük olunca mümkün değil zaten:)) Cafe, harika porselenler ve süslerle dolu. Neyse ki Küçük Gezginimiz Çakıl öyle zarar veren ve söz dinlemeyen bir çocuk değil. Yoksa elini atsan kırılacak eşyayla dolu bu yere gitmek zulüm olabilirdi yani… Günün sonunda maaşı verip çıkmak da vardı:)) Tavsiyem çocuğunuz hareketli bir çocuksa, bırakın dışarıda oynasın siz de paşa paşa dışarıdaki masalara oturup kahvenizi yudumlayın:)) Yediğimiz ev yapımı tartın tadı hala damağımda desem yalan olmaz. Küçük Gezgin Çakıl, ilk cappucinosunu da burada tatmış oldu:))

Münih’e gittiğimizde kar görme umuduyla her sabah uyanan Küçük Gezgin Çakıl’ı mutlu etmek için ani bir program yapıp dönmeden önceki gün 1-1,5 saat uzaklıkta Almanya Bavyera’da olan harika bir yere gittik ve buraya değinmeden geçemeyeceğim. Tegernsee Gölü ve Wallberg Dağına, Münih’e kış aylarında giderseniz kesinlikle gitmeli ve bir gününüzü ayırmalısınız.

Göl, kasaba, dağ, karlarla kaplı alp dağları…Her şey o kadar güzel ki; doğasına aşık olup döneceksiniz. Küçük Gezgin Çakıl saatlerce karların üstünde o kadar keyifle oynadı ki; buraya dair biriktirdiği anılar, bir şekilde hep onunla birlikte olacaktır diye düşünüyorum… Biz manzaraya ve ortama bayıldık. Gidin, gidin, gidin derim… Daha ne diyim:))

Küçük Gezginimiz de biz de Münih’i çok sevdik. Hem yaz hem de kış zamanı çok güzel bir şehir Münih. Ama tabii kışın Christmas-yeni yıl zamanı giderseniz bu coşkuyu yakalayabilirsiniz ancak. Bir daha yolumuz düşer mi bilmem Münih’e ama Avrupa şehirlerini gezmekten hoşlanıyorsanız burası kesinlikle görmeniz gereken bir şehir. Gidin…Pişman olmayacaksınız!!!

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir